5 Mayıs 2012 Cumartesi

Korkuyorum...


Gerçeği öğrendiğim ilk gün geliyor aklıma. Bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını anladığım o gün. Ne kadar da sıradan başlamıştı oysaki. Her zamanki gibi uyanamamış ve ailemle kahvaltıyı kaçırmıştım. Hal böyle olunca da duş alıp keyifli bir brunch yapmak işime gelmişti. Harika duş jelleri şampuan kokuları, sımsıcacık su falan filan derken keyifli bir banyonun ardından bornozumu askıda unuttuğumu hatırlayıp duşakabinden gayet üryan bir şekilde çıkmıştım. Kafanızda bu an nasıl şekillenir bilmiyorum ama benim için büyük bir hayalkırıklığı idi. Aynada kendinize baktığınız kısacık bir anı hayal edin. Minicik bir göz atma anını. Belki basit bir “nasıl görünüyorum?” yatıyordu altında, belki de “köpük kaldı mı?”. Ben bu soruların cevabını alabileceğim o kısacık anda, hayatımda daha önce hiç görmediğim ve ilerde de büyük ihtimalle göremeyeceğim bir tabloyu kendi vücudumda görmüştüm. O beden benim bedenim olamazdı. Sırtımda daha büyük olmak üzere, vücudumun pek çok yerinde kocaman morluklar vardı. Hani bir yere sertçe çarparsınız içinden kanar ya vücut o şekilde. Evet sırtım kan ağlamıştı. Kaç taneydiler sayamadım, denemedim de; o kadar çoktular ki…Bornozumu giyindim ve odama geçtim. Banyoda kendi kendime ne kadar zarar vermiş olabilirdim diye düşündüm ilk. Sonra iki gün önce yaptığım banyo aklıma geldi. Bunların hiçbiri yoktu. Bu kadar kısa zamanda bu kadar çok yere vücudumu çarpmış olabilir miydim. Örneğin kürek kemiğimin ortasını? Orasını nasıl bir yere çarpardınız ki? Nasıl?
İşte ben o gün bir şeylerin normal gitmediğini farkettim en acımasız ama en basit haliyle. Meğer onlar işin en basit yanıymış. Ardından gelen acımasız durmak bilmeyen burun kanamaları artık hastaneye gitmemin sinyalini verdi. Önce çok korktum, sonra birilerinin bununla başa çıkması gerektiğinin farkında vardım falan filan. Hayatım allak bullak oldu, en azından çok değişti. Şimdi geçirdiğim şu bir buçuk yıla bakıyorumda çok zor bir ilişkiye göz atar gibiyim. Mıh gibi aklımda o ilk gün, hiç çıkmayacakmış gibi.
Nasıl mı gidiyor? Bilmem. Tanılar değişmiyor ama tedaviler her yeni doktorda bambaşka geliyor. Her yeni silbaştan da kırgınlığım bir kat daha artıyor hayata karşı. Artık yoruldum mesela “neden ben?” diye sormaktan. Evet kurada ben çıktım sike sike çekeceğim bu meleti diyorum. Sonra tökezliyorum, ellerimi yere koyarak dizlerimi kurtarmaya çalışıyorum mesela. Bir şekilde kalkıyorum, arada kötü günümdeysem tekrar düşüyorum aynı yaranın üstüne ama bir şekilde kalkıyorum. Konuşmuyorum bazen düşünüyorum öylece, bakıyorum insanlara; hayatlarında neler döndüklerinden gram haberdarlar mı diye? Gerçekten sevmenin ne demek olduğunu görmeden ölme ihtimalleri olsa mesela daha hoşgörülü olurlar mı insanlara karşı diyorum. Saçmalıyorum.
Biliyorum bir yerde bir şekilde bitecek ama yine de korkuyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder