hiç sevmedim sessizliği! ellerim hiç ısınamadı benim. hiç bakılmayan aynalar buldum; tek tek örttüm üstlerini. kimsesizlik, tercih meselesi haline geldi; her şey asılı kaldı yalnızlıkta! ve "şimdi ben kimle(rle)yim?" ile başladım; sonu gelmeyen cümleler kurmaya... abajurumun altında güneşin izleri var.hiç çıkmasın isterim! -randomness-
6 Ağustos 2010 Cuma
aşktan dili yanan sevgiyi...
aşk, körlüğü simgeleyen bir ahenk dalgası, kısacası görmezlikten kaynaklanan bir bağdır. oysa sevgi, bilinçaltına inat üste kalmış bağ; apaçık, duru bir farkındalığın meyvesidir(tanımadan görmezden gelerek sevemezsiniz çünkü). aşk genellikle içgüdüden su içer, içgüdüden uzak kalmış başka toprakların meyveleri aşk için değersizdir. oysa sevgi ruhun içinden doğar, bir ruhun elini uzatıp değebileceği tüm yerler onun memleketidir kısacası.
aşk, suretlerden iner ya kalplere işte o sebepten kalplerin çoğunda birdir şekli şemali! Oysa sevgi suretden değil ruhtan alır albenisini önce, ruhlarda suretlerin, içgüdülerin tersine kendilerine özgü ayrı ayrı renk, tırmanış, boyut, tat ve kokular taşıdığından; ruhların sayısınca sevgiler olduğu söylenebilir.
aşk, kimlikle ilişkisiz değildir. dönemlerin ve yılların ilerleyişinden etkilenir. oysa sevgi; yaş, zaman ve kişiliğin ötesinde yaşar. onun yüksek yuvasına günün, çağın eli yetişmez.
aşk, her renkte, her düzeyde, somut güzellikle bağlantılıdır. schopenhauer'ın deyişiyle: "sevgilinizin yaşına bir yirmi yıl daha ekleyin de onun duygularınızda bıraktığı doğrudan etkileri gözlemleyin." oysa sevgi, ruhun içine öyle bir dalgınlıkla dalar; ruhun güzelliklerine öyle tutulup kendinden geçer; somut güzellikleri bambaşka bir biçimde görür.
aşk; sever aksiyonu. oysa sevgi durgun, dayanıklı, ağırbaşlı, saflıkla dolup taşar bir durumdadır.
aşk, tek yönlü bir coşkudur. sevgilinin kim olduğunu düşünmez. Bencildir, “öznel bir özcoşu* dur”. işte bu yüzden hep yanlışlık yapar. seçimler hızla sürçer. ya da hep tek yönlü kalır. yine de yer yer benzeşmeyen iki yabancının arasında bir aşk kıvılcımlanır, olay karanlıklar içinde geçip birbirlerini görmedikleri için, ancak bu yıldırımın düşüşünden sonra felaketin ışığında birbirlerini görebilirler. oysa sevgi aydınlıkta kök salar. ışığın enerjisinde yeşerir; büyür. işte bu yüzen hep tanımanın verdiği ahenkle ortaya çıkar. gerçekte başlangıçta, iki ruh birbirinin yüzünde tanıma çizgilerini okur. "biz" oluşları ise "tanışım*"dan sonra olur! Biz olmuş bu iki ruh; daha sonraları; birbirlerinin söz, davranış ve konuşma biçiminden yakınlığın tadını, yakınlığın kokusunu, yakınlığın sıcaklığını duyumsarlar. işte bu konaktan sonra birden, iki yoldaş kendiliklerinden sevginin uçsuz bucaksız çölüne ulaştıklarını, sevginin karartısız açık göğünün başlarının üzerinde sere serpe serilmiş olduğunu, "inanış"ın aydın, saf içtenlikli ufuklarının kendilerine açıldığını görürler! Artık biz*dirler. hep başka göklerin, başka ülkelerin yepyeni tatlı esintileri, başka bahçelerin güzel, gizemli çiçek kokuları birlikteliğinde oyuncu, tatlı, şen bir sevgi ve albeniyle donanmış bir biz*dirler.
aşk, megalomanlıktır, çılgınlıktır. çılgınlık ise "anlayış*" ile "düşünüş*"ün bozulmuş ve yıpranmış olmuş versiyonundan başka bir şey değildir. oysa sevgi ruhta tırmanışın doruğunda, beynin ötesini aşar, anlamayı ve düşünmeyi de yerden çekip, doğuşun yüksek doruğuna götürür. Onunkisi bambaşka bir deliliktir, çıldıramamış aklı başında bir delilik!
aşk, maymun iştahlı olmasına rağmen sevgilide canının çektiği güzellikleri yaratan bir psikopatlıktır. Oysa sevgi, canının çektiği güzellikleri sevgilide görür, bulur.
aşk, büyük güçlü bir kandırmacadır. oysa sevgi; sonsuz, salt, içten bir doğruluktur.
aşk, uçsuz bucaksız okyanusta boğulmaktır. oysa sevgi, okyanusun sonsuzluğunda yüzebilmektir.
aşk, görme duyumunu alır, oysa sevgi, bu duyumu öğretir, verir.
aşk, hasta bir öküzdür; kabadır, şiddetlidir ama bir o kadar da dayanıksız, güvensizdir. oysa sevgi, sempatik, yumuşak, dayanıklı, güven içindedir.
aşk hep kuşkuyla bulunur. oysa sevgi, baştan başa kesin inançlıdır. kuşkuya yer vermez. Ne demiş eskilerden bilen birileri; “aşktan içtikçe kanarız, sevgiden içtikçe susarız.”
aşk, onun baskısı altında kalabilmek için sevgiliyi belirsiz, kimliksiz olarak ister. aşk, kişinin bencilliği ile alım-satımsal ruhun bir çekiciliğidir. kendisi kendi kötülüğünün bilincinde olduğu için de, onu bir başkasında görünce ondan nefret eder, ona kin besler. oysa sevgi, sevileni sevgili, değerli olarak ister.bütün gönüllerin de kendisinin sevdiği için beslediğini , beslemelerini diler. sevgi, kişinin tanrısal ruhu ve aurasal doğasının bir çekiciliğidir. kendisi kendi doğaötesi kutsallığını görebildiği için onu bir başkasında görünce onu da sever. kendisine tanış, yakın bulur.
aşkta, rakip sevilmez. oysa sevgide, "köyünün tutkunlarını kendi özleri gibi severler." kıskançlık aşkın özelliğidir. aşk, sevgiliyi kendi lokması olarak görür. bir başkası onun elinden kapmasın diye hep acılar içinde kıvranır durur. kapması durumunda ise ikisine de düşmanlık beslemeye başlar. sevgiliden nefret edilir.sevgi ise inançtır. inanç ise salt bir ruhtur. sınırsız bir sonsuzluktur, bu gezegenin türlerinden değildir.
aşk, bedenin görevlisidir. oysa sevgi, ruhun elçisidir.
aşk, kişinin yaşama dalıp güncel yaşamla oyalanmasına yönelik büyük, aşırı bir bilinçsizlendirmedir. oysa sevgi, yabancılıktan dolayı yabansıllıktan doğma, kişinin bu pis, gereksiz yabancı pazar içerisindeki, korkunç özbilincidir.
aşk, tat aramaktır. oysa sevgi, sığınak aramaktır.
aşk, aç bir düşkünün yemek yiyişidir. oysa sevgi, "yabancı bir ülkede dildaş bulmak"tır.
aşkın yer değiştirdiği olur. soğuduğu olur. yaktığı olur. oysa sevgi; yerinden, sevdiğinin yanından kalkmaz. soğumaz, kızgın değildir, yakmaz.
aşk, kendinden yanadır, kendisi için ister. kıskançtır. sevgiliye tapar, onu kendi için över. oysa sevgi, sevilenden yanadır, sevgili için ister. kendini sevdiği kişi için ister. onu onun için o olduğu için sever…
bu listede böyle uzar gider, ikisiylede tanışmalı ama bence insan..aşkı görmeden sevginin değeri bilinemez çünkü bana göre…
herkes sevgi yerine adrenalin vericek olan aşkı ister, tat arar hayatta; asıl tadı sevginin verdiğini görmezden gelerek…ne desek boştur bu konuda..o sebeplen ataları dinleyelim derim ben herkes önce bir aşkı görsün derim..ee ne demişler; bir musibet bin nashatten yeğdir!! (:
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder