6 Ağustos 2010 Cuma

güvenmek!

kırk kat elbise giyersin korunmak için..
soğuktan, rüzgardan, yağmurdan korunmak,
kardan, doludan, fırtınadan belki de...
sonra bir gün biri çıkar gelir, elini uzatır sana ve der ki:
'hadi yavaş yavaş çıkar üstindekileri, ben korurum seni!!'
inanırsın, emin ol inanırsın!
işte en büyük hatayı da inanarak yaparsın;
güvenerek...
oysa çıkar demeden o çıkarsaya bir şeyleri üstünden,
sonra sen çıkarsan, sonra tekrar o, sonra..
çocukluk tabiriyle -bir sen bir o- çıkarsaya üstündekileri!!
sonunda tek sen yerine ikinizde çıplak kalıp sarılsanızya birbirinize sımsıkı!
ama yok! olmaz!
illa inanacağın, güveneceğin tutmuştur senin,
çıkarırsın tek tek kıyafetlerini;
kalıverirsin çırılçıplak..
tam o anda da çıkıverir hem kar hem fırtına;
önce korkmassın, sanırsın ki gelecek ve seni koruyacak!
öyle demiştir sana çünkü,
korkma demiştir, ben varım demiştir..
ama yoktur işte..
bakarsın arkana, sağına, soluna, dört bir yanına;
yoktur!!
anlarsın ki aradığın, beklediğin o kişi sıcak bir kafede kahvesini yudumluyor!
ve o an bir de anlarsın ki;
bulutların üstüne çıkar çıkmaz yere çakılmak diye bir şey gerçekten de varmış..
ağlarsın görmez!
haykırırsın duymaz!
perişan olursun umursamaz!
işte birine güvenmek budur işte, yaşamadan öğrenilmez!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder