kırk kat elbise giyersin korunmak için..
soğuktan, rüzgardan, yağmurdan korunmak,
kardan, doludan, fırtınadan belki de...
sonra bir gün biri çıkar gelir, elini uzatır sana ve der ki:
'hadi yavaş yavaş çıkar üstindekileri, ben korurum seni!!'
inanırsın, emin ol inanırsın!
işte en büyük hatayı da inanarak yaparsın;
güvenerek...
oysa çıkar demeden o çıkarsaya bir şeyleri üstünden,
sonra sen çıkarsan, sonra tekrar o, sonra..
çocukluk tabiriyle -bir sen bir o- çıkarsaya üstündekileri!!
sonunda tek sen yerine ikinizde çıplak kalıp sarılsanızya birbirinize sımsıkı!
ama yok! olmaz!
illa inanacağın, güveneceğin tutmuştur senin,
çıkarırsın tek tek kıyafetlerini;
kalıverirsin çırılçıplak..
tam o anda da çıkıverir hem kar hem fırtına;
önce korkmassın, sanırsın ki gelecek ve seni koruyacak!
öyle demiştir sana çünkü,
korkma demiştir, ben varım demiştir..
ama yoktur işte..
bakarsın arkana, sağına, soluna, dört bir yanına;
yoktur!!
anlarsın ki aradığın, beklediğin o kişi sıcak bir kafede kahvesini yudumluyor!
ve o an bir de anlarsın ki;
bulutların üstüne çıkar çıkmaz yere çakılmak diye bir şey gerçekten de varmış..
ağlarsın görmez!
haykırırsın duymaz!
perişan olursun umursamaz!
işte birine güvenmek budur işte, yaşamadan öğrenilmez!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder