sonuç olarak bütün yıl prenses olcam ben(: prensim de olcak inşallah yaa^^
hiç sevmedim sessizliği! ellerim hiç ısınamadı benim. hiç bakılmayan aynalar buldum; tek tek örttüm üstlerini. kimsesizlik, tercih meselesi haline geldi; her şey asılı kaldı yalnızlıkta! ve "şimdi ben kimle(rle)yim?" ile başladım; sonu gelmeyen cümleler kurmaya... abajurumun altında güneşin izleri var.hiç çıkmasın isterim! -randomness-
31 Aralık 2010 Cuma
1.1.11
kim ne derse desin 2011'İn prensesi seçti beni kardeşim diyebilceğim güzel insan(: bakınız bana gönderdiği yılbaşı kartı!!
30 Aralık 2010 Perşembe
hişşşt 2011 sana diyorum:p
iviiiiiiiiiit malumunuz 2011 kapımıza dayandı:)
neyse ki özledik bekledik gelsin istedik zaten de sorun olmadı bizlere..hatta öyle abarttık ki herkesin noel babadan istedikleri bile var bakmayaın çorap ascak şömineleri olmadığına, hepsinin yürekleri hediye bekleyen çoraplarla dolu:)
beklentilerimiz var malum, aslında ben beklemek istememkteyim, çünkü ne zaman evrenden bir şeyler beklesem, bir konuda beklentilerim olmaya başlasa evren beni bilmemkaç bin fitten yere çakıyor! kaderim böyle abilerim ablalarım, yapcak bir şey yok; beklemiyoruz biz:)
ama ama demesi kolay oluşuyor istemeden de az bişeycikler:) ya bir kaç bitanecik saysam sorun olmaz; hem gerçekleşmek zorunda değil beklemiyorum yani öylesine yazcam ben, valla bak:P
iviiiit başlıyorum:)
1-beni kız kardeşi yapan biricik abicik'm var benim!! gök* derler ona arkadaşlar arasında:p gökhan eyuboglu'na istediği gibi bir iş bulabilir miyiz 2011?? lütfen bak istediği gibi olsun ama:p
2-içimdeki bukalemunu acısız yoldan öldürelim istiyorum, gereğinden fazla empatik olmaya başladı,iş enayiliğe doğru gidiyor:)
3-yeni yıla iki üç gğn kala teşhisi konulan şu astım meleti defolsun gitsin hava yollarımdan, rahat etsin alveollerim, soluk borum istiyorum:/ bak bu gerçekten öenmli 2011 bakma üçüncü sırada yazdığıma^^
4-bir prens var erken kalkamayan! onun circadien ritimini düzenle, 2011de biyolojik saati tıkır tıkır işlesin istiyorum-bu da önemli amaaaa-
5-jeff buckley dirilsin istiyorum! evet ya o adam ölmemeliydi ben görmeliydim onu banane:/ tamam yeaa abarttım sanki azcık, ama azcık:D
6-grammar'ime bir el atsa diyorum yeni yıl! tamam konuşmaya gelince hallediyoruz da şu tense olaylarını bir tam kavratsa bana, bir de bir de italyanca öğretse bana olmaz mı??
7-bambino*mla aram hiçama hiç bozulmasın istiyorum 2011'de; o hiç üzülmesin istiyorum!
8-herankayabilir insan kişisi var bir tane, çizgi gözlü:p o da sevsin, sevilsin,mutlu olsun, gökten üç elma düşsün istiyorum:)
9-deniz* insan kişisi mart 2011 de yanımızda olsun istiyorum!! onu görmek istiyorum:)
10-içmesini bilmeyen içmesin istiyorum!! bak bu da önemli:)
11-insanlara verdiğim renklerde yanılmak istiyorum! gri dediysem yeşil, mavi dediysem duşya çıksın istiyorum, yanılmak istiyorum!!
12-bütün yıl boyunca portakal dilimi şeklinde gülücük atalım istiyorum!
13-sadece soğan soyarken ağlamak istiyorum:/ hatta yeni soğanlar çıksın o sırada da ağlamayayım istiyorum:)
ohhhooo bıraksan ben giderim sanki:) ben mesela yazaarım mesela:p
neyse sonuç olarak; beni seven sevmeyen hiç farketmez kalbi güzel olan herkes mutlu olsun yeni yılda!! aç gözlü olmadıkları sürece istedikleri gerçek olsun istiyorum! tamam mı 2011 sana diyorum:)
neyse ki özledik bekledik gelsin istedik zaten de sorun olmadı bizlere..hatta öyle abarttık ki herkesin noel babadan istedikleri bile var bakmayaın çorap ascak şömineleri olmadığına, hepsinin yürekleri hediye bekleyen çoraplarla dolu:)
beklentilerimiz var malum, aslında ben beklemek istememkteyim, çünkü ne zaman evrenden bir şeyler beklesem, bir konuda beklentilerim olmaya başlasa evren beni bilmemkaç bin fitten yere çakıyor! kaderim böyle abilerim ablalarım, yapcak bir şey yok; beklemiyoruz biz:)
ama ama demesi kolay oluşuyor istemeden de az bişeycikler:) ya bir kaç bitanecik saysam sorun olmaz; hem gerçekleşmek zorunda değil beklemiyorum yani öylesine yazcam ben, valla bak:P
iviiiit başlıyorum:)
1-beni kız kardeşi yapan biricik abicik'm var benim!! gök* derler ona arkadaşlar arasında:p gökhan eyuboglu'na istediği gibi bir iş bulabilir miyiz 2011?? lütfen bak istediği gibi olsun ama:p
2-içimdeki bukalemunu acısız yoldan öldürelim istiyorum, gereğinden fazla empatik olmaya başladı,iş enayiliğe doğru gidiyor:)
3-yeni yıla iki üç gğn kala teşhisi konulan şu astım meleti defolsun gitsin hava yollarımdan, rahat etsin alveollerim, soluk borum istiyorum:/ bak bu gerçekten öenmli 2011 bakma üçüncü sırada yazdığıma^^
4-bir prens var erken kalkamayan! onun circadien ritimini düzenle, 2011de biyolojik saati tıkır tıkır işlesin istiyorum-bu da önemli amaaaa-
5-jeff buckley dirilsin istiyorum! evet ya o adam ölmemeliydi ben görmeliydim onu banane:/ tamam yeaa abarttım sanki azcık, ama azcık:D
6-grammar'ime bir el atsa diyorum yeni yıl! tamam konuşmaya gelince hallediyoruz da şu tense olaylarını bir tam kavratsa bana, bir de bir de italyanca öğretse bana olmaz mı??
7-bambino*mla aram hiçama hiç bozulmasın istiyorum 2011'de; o hiç üzülmesin istiyorum!
8-herankayabilir insan kişisi var bir tane, çizgi gözlü:p o da sevsin, sevilsin,mutlu olsun, gökten üç elma düşsün istiyorum:)
9-deniz* insan kişisi mart 2011 de yanımızda olsun istiyorum!! onu görmek istiyorum:)
10-içmesini bilmeyen içmesin istiyorum!! bak bu da önemli:)
11-insanlara verdiğim renklerde yanılmak istiyorum! gri dediysem yeşil, mavi dediysem duşya çıksın istiyorum, yanılmak istiyorum!!
12-bütün yıl boyunca portakal dilimi şeklinde gülücük atalım istiyorum!
13-sadece soğan soyarken ağlamak istiyorum:/ hatta yeni soğanlar çıksın o sırada da ağlamayayım istiyorum:)
ohhhooo bıraksan ben giderim sanki:) ben mesela yazaarım mesela:p
neyse sonuç olarak; beni seven sevmeyen hiç farketmez kalbi güzel olan herkes mutlu olsun yeni yılda!! aç gözlü olmadıkları sürece istedikleri gerçek olsun istiyorum! tamam mı 2011 sana diyorum:)
p.s. son olrak en sevdiğim yılbaşı videosunu paylaşmış bulunmaktayım, şimdiden gülen suratlar oluşsun diye:)
zor günler!
ne yazmam gerek yani ??
gene kötü bir gün!
gene her şey devletten bekleniyor!
ben arıcam, ben sorucam! ama yoruldum artık ben:/
aramadan arıcak, sormadan sorcak bir dünya istiyorum!!çok mu şey istiyorum allahım??
gene kötü bir gün!
gene her şey devletten bekleniyor!
ben arıcam, ben sorucam! ama yoruldum artık ben:/
aramadan arıcak, sormadan sorcak bir dünya istiyorum!!çok mu şey istiyorum allahım??
29 Aralık 2010 Çarşamba
gelsendesamimiol.com
konuşmak bazen çözmüyor! daha da karıştırıyor işleri...
anlatmak istediklerinizi karşı tarafa ulaştırmaya çalıştıkça battığınız oluyor! hayır zaten onun anlamak istediği kadar anlatabiliyorsunuz nihayetinde,ama genede elimden geleni yaptım diyebilmek varya, sırf o hazza ulaşabilmek için çabalıyorsunuz kendinizce...
aslında herkes kendince haklı!
öyle bir dünyada yaşıyoruz ki insanlar seni seviyorum demek için sevmeyi beklemiyorlar veya defol demek için nefret etmeyi. kimsenin birbirine samimiyet adı altında uzatacağı sözcükleri kalmamış. e hal böyleyken samimi olanı ayırt etmekte de zor, samimi olana inanmak da. ben samimiyim diye haykırsan da karşındaki inanmak istemediği sürece samimi olamazsın onun gözünde!
bağıra bağıra köpek gibi sen benim için çok değerlisin dersin, ama o; gel sen onu külahıma anlat der sakince:)
hayat işte! insanlar işte! sadece garip...
p.s.öylesine bir internet sitesi açasım var; gelsendesamimiol.com diye!! herkes samimi duygularını isimsizce yazabilsin, samimiyetsizlikle burun buruna geldiği anları anlatabilsin diye! kimisi sadece resimlerle kimisi şarkı sözleriyle, kimisi şarkının kendisiyle...bir şekilse samimi olsun işte:)
peh hayal etmek! gözünü seveyim nasılda ucsuz bucaksız!!!
anlatmak istediklerinizi karşı tarafa ulaştırmaya çalıştıkça battığınız oluyor! hayır zaten onun anlamak istediği kadar anlatabiliyorsunuz nihayetinde,ama genede elimden geleni yaptım diyebilmek varya, sırf o hazza ulaşabilmek için çabalıyorsunuz kendinizce...
aslında herkes kendince haklı!
öyle bir dünyada yaşıyoruz ki insanlar seni seviyorum demek için sevmeyi beklemiyorlar veya defol demek için nefret etmeyi. kimsenin birbirine samimiyet adı altında uzatacağı sözcükleri kalmamış. e hal böyleyken samimi olanı ayırt etmekte de zor, samimi olana inanmak da. ben samimiyim diye haykırsan da karşındaki inanmak istemediği sürece samimi olamazsın onun gözünde!
bağıra bağıra köpek gibi sen benim için çok değerlisin dersin, ama o; gel sen onu külahıma anlat der sakince:)
hayat işte! insanlar işte! sadece garip...
p.s.öylesine bir internet sitesi açasım var; gelsendesamimiol.com diye!! herkes samimi duygularını isimsizce yazabilsin, samimiyetsizlikle burun buruna geldiği anları anlatabilsin diye! kimisi sadece resimlerle kimisi şarkı sözleriyle, kimisi şarkının kendisiyle...bir şekilse samimi olsun işte:)
peh hayal etmek! gözünü seveyim nasılda ucsuz bucaksız!!!
28 Aralık 2010 Salı
acımız büyük!!
kadim bir dostum bkz.kampir derler ona:p internete girer girmez msn'den yazarak bana o acı haberi verdi!
okuduklarıma inanmak istemedim, inanmadım da! hemen kendi yöntemlerimi kullanarak acılığını teyıt ettim!
"bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir" yazıyordu ekranda kırmızı kırmızı, eşşek kadar...
fizy'ye artık giremicektim! yegane mutluluk kaynağım yoktu artık...
grooveshark'ı kaybettiğimde bu kadar üzülmüştüm bir sanırım, ondan beri bu kadar sarsmamıştı hayat beni!
artık ne search yapacak bir siyah beyaz sitem ne de arkadaşlarıma atacağım fizy linkleri kalmıştı.
dostum bu sefer çok ama çok acı söylemişti. acılar böyle gerçekti!:p
acıyı bir kenara bırakayım bu erişimi engellemeler, sansürler falan! allahım ifrit oluyorum, neymiş uygunsuz içerikmiş, çocukları kötü etkiliyormuş! yasak olunca ona ulaşmak engelleniyor mu hayır sadece zorlaşıyor, gençlik zor olanı seviyor zaten her defasında. neyin kargaşası ki bu!
müzik dinlemenin en kolay yolunu elimizden alanlara ayrıca teşekkürü borç biliyorum, illa zor yoldan dinleteceksiniz di mi? işiniz gücünüz yok yolumuza taş koyuyorsunuz!
çocuğuna elalem sahip çıkamıyor diye bütün interneti mi engelliceksiniz anlamadım ki! peah! sinirliyim sinirli!!
okuduklarıma inanmak istemedim, inanmadım da! hemen kendi yöntemlerimi kullanarak acılığını teyıt ettim!
"bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir" yazıyordu ekranda kırmızı kırmızı, eşşek kadar...
fizy'ye artık giremicektim! yegane mutluluk kaynağım yoktu artık...
grooveshark'ı kaybettiğimde bu kadar üzülmüştüm bir sanırım, ondan beri bu kadar sarsmamıştı hayat beni!
artık ne search yapacak bir siyah beyaz sitem ne de arkadaşlarıma atacağım fizy linkleri kalmıştı.
dostum bu sefer çok ama çok acı söylemişti. acılar böyle gerçekti!:p
acıyı bir kenara bırakayım bu erişimi engellemeler, sansürler falan! allahım ifrit oluyorum, neymiş uygunsuz içerikmiş, çocukları kötü etkiliyormuş! yasak olunca ona ulaşmak engelleniyor mu hayır sadece zorlaşıyor, gençlik zor olanı seviyor zaten her defasında. neyin kargaşası ki bu!
müzik dinlemenin en kolay yolunu elimizden alanlara ayrıca teşekkürü borç biliyorum, illa zor yoldan dinleteceksiniz di mi? işiniz gücünüz yok yolumuza taş koyuyorsunuz!
çocuğuna elalem sahip çıkamıyor diye bütün interneti mi engelliceksiniz anlamadım ki! peah! sinirliyim sinirli!!
27 Aralık 2010 Pazartesi
prensesin prensi(:
ya dayanamadım yazacam valla!
benim prensim varya:)
onun kocaman kalbi var. kocaman kalbini geç kocaman ii* var:D evet; ii:D bakın içi demedim ii var onun(:
size iime alırım bırakmam dicek kadar kocaman ii*si(:
bir de pikki der o böyle..bazen de ğikki!!
sevimlidir çook sevimli. bitanedir çok bitane!
ups utandım yeter bu kadar:)
PRENSES
heran(ağlaya)bilir!
bir varmış bir yokmuş...ile başlayan cümleleri hep sevdim ama hiç beceremedim masal gibi bir şeyler yaşamayı:) bugünde ironiydi yaşadığım mesela! her zamanki gibi kafamda eleyip yerlere göklere sığdıramadığım birkaç kişi için çabaladım durdum. ama boş yere olduğunu farketmek çok koydu beaah!
sırf birisi için rutini değiştirmek kolay gelir bana her zaman ama sonuçta değmeyeceğini görmek çok zor. hiçbir zaman garantisini veremem belki değip değmeyeceğinin ama umut etmekten de vazgeçmem! ben işte, hep iyiyi düşünürüm, karşımdakinin de en az benim kadar sevimli şeyler düşündüğünü...en ufak bir şüphe düştüğünde aklıma benim için yapılan iyi şeyleri, hoşuma giden şeyleri düşünürüm onunla ilgili ki defolsunlar aklımdan.
diğer taraftan birisine değer verdiğinize onu inandıramazsınız bazen, çabalar durursunuz ama sütün içinde çırpınan kurbağadan farkınız yoktur!
çok sabır ve çok uzun süre gerekir yaptıklarınızın sonucunu görebilmeniz için. sütün içinde zıplıyorsunuzdur ama yağın tuttuğunu aslında boğulmayacağınızı hemen görmek de istiyorsunuzdur! iki seçeneğiniz vardır o an pes edip boğulmak, ya da tüm rahatsız edici tepkilere göz yumup zıplamaya devam etmek.
ben mesela; hala zıplıyorum, yılmadan yorulmadan nereye kadar dayanırım bilmiyorum ama zıplıyorum! onsuz boğulcağıma o kadar inandırmışım ki kendimi zıplamak tek çaremmiş gibi hissediyorum.yaptığımın doğruluğunu yanlışlığını sorgulamıyorum bile.
işte böyle bir hal içindeyken, ben bunları yaşarken, bugün beni kendi işaret parmağıyla sütün dibine itti biri. o kadar çabama rağmen tek bir hamleyle batırdı beni! hiç istemediğiniz, görmeye dayanamadığınız fotoğraflar vardır ya, o biri, bugün bir tanesinin içine girip benim basmamı sağladı deklanşöre!
boğuldum!
aldığım darbenin ardından eve gidip ağlamak isterken anahtarımı unuttuğumu farketmemse, evrenin yüzüme attığı tokattı sadece! boğulmak kadar yakmadı beynimi ama etkielemedi desem yalan olur en başta.
her zamanki kadim dostuma gittim bende, i-pod'uma! ayarladım shuffle'ı, başladım dinlemeye. tam 4 saat buz gibi soğukta yürüyerek dinledim! çok şarkı dinledim, kimisi güldürdü yüzümü içimi hoş etti kimisi ise çok koydu yahu. işte en çok koyanlar;
dont speak- no doubt
bir damla gözlerinde - sertap erener
exit music- radiohead
feeling good - muse
carissa's wierd - so you wanna be a superhero
melody gardot - baby i'm a fool
rihanna - cry
aa ama en çok acıtanının linkini vermek istemekteyim(:
http://fizy.com/#s/1a0mi0
iyi geldi soğuk! iyi geldi müzik! iyi geldi yürümek(:
aklımı başıma alabilirim artık sanırım:) sizinde almanız ümidiyle:..
sırf birisi için rutini değiştirmek kolay gelir bana her zaman ama sonuçta değmeyeceğini görmek çok zor. hiçbir zaman garantisini veremem belki değip değmeyeceğinin ama umut etmekten de vazgeçmem! ben işte, hep iyiyi düşünürüm, karşımdakinin de en az benim kadar sevimli şeyler düşündüğünü...en ufak bir şüphe düştüğünde aklıma benim için yapılan iyi şeyleri, hoşuma giden şeyleri düşünürüm onunla ilgili ki defolsunlar aklımdan.
diğer taraftan birisine değer verdiğinize onu inandıramazsınız bazen, çabalar durursunuz ama sütün içinde çırpınan kurbağadan farkınız yoktur!
çok sabır ve çok uzun süre gerekir yaptıklarınızın sonucunu görebilmeniz için. sütün içinde zıplıyorsunuzdur ama yağın tuttuğunu aslında boğulmayacağınızı hemen görmek de istiyorsunuzdur! iki seçeneğiniz vardır o an pes edip boğulmak, ya da tüm rahatsız edici tepkilere göz yumup zıplamaya devam etmek.
ben mesela; hala zıplıyorum, yılmadan yorulmadan nereye kadar dayanırım bilmiyorum ama zıplıyorum! onsuz boğulcağıma o kadar inandırmışım ki kendimi zıplamak tek çaremmiş gibi hissediyorum.yaptığımın doğruluğunu yanlışlığını sorgulamıyorum bile.
işte böyle bir hal içindeyken, ben bunları yaşarken, bugün beni kendi işaret parmağıyla sütün dibine itti biri. o kadar çabama rağmen tek bir hamleyle batırdı beni! hiç istemediğiniz, görmeye dayanamadığınız fotoğraflar vardır ya, o biri, bugün bir tanesinin içine girip benim basmamı sağladı deklanşöre!
boğuldum!
aldığım darbenin ardından eve gidip ağlamak isterken anahtarımı unuttuğumu farketmemse, evrenin yüzüme attığı tokattı sadece! boğulmak kadar yakmadı beynimi ama etkielemedi desem yalan olur en başta.
her zamanki kadim dostuma gittim bende, i-pod'uma! ayarladım shuffle'ı, başladım dinlemeye. tam 4 saat buz gibi soğukta yürüyerek dinledim! çok şarkı dinledim, kimisi güldürdü yüzümü içimi hoş etti kimisi ise çok koydu yahu. işte en çok koyanlar;
dont speak- no doubt
bir damla gözlerinde - sertap erener
exit music- radiohead
feeling good - muse
carissa's wierd - so you wanna be a superhero
melody gardot - baby i'm a fool
rihanna - cry
aa ama en çok acıtanının linkini vermek istemekteyim(:
http://fizy.com/#s/1a0mi0
iyi geldi soğuk! iyi geldi müzik! iyi geldi yürümek(:
aklımı başıma alabilirim artık sanırım:) sizinde almanız ümidiyle:..
26 Aralık 2010 Pazar
bkz.sıdıka!!!
sıdıka'yı izlerdim küçükken! ama öyle böyle değil, annem gelmeden önce yarısını izleyiverirdim hemen, gelince kapatırdım tabi televizyonu, kızardı çünkü; yaşıma göre değilmişmiş de falan filan(: her bölümün yarısını izlemek o dönemler çok koyardı bana, ama şimdi aklımda kalan gülümseten bir hatıra işte..
sıdıka benim için özeldi yahu. kısmetsizdi, evde otururdu, yalnızdı falan çok ortak noktam vardı beaa!
herkesler ay savaşçısında bulurken kendini ben sıdıkada bulurdum. herkesin smokinli prens hayalleri varken ben pencereden dünyayı kurtarmayı hayal ederdim:)
günlük yazardı benim gibi ya en çok onu severdim belki de..her sayfanın sonunda keçeli kalemiyle sevimli resimler çizerdi günün anlam ve önemine dair...kıskanırdım bende çizerdim, sonra onunki kadar güzel olmadığını farkeder sayfayı koparırdım; bu sebeple ilk günlüklerim hep ciltleri bozuk bir halde, koptu kopacak sayfaları.
annesine karşı gelemezdi benim gibi taş olurdu taş! abisi desen anlayamadığım bir ziraat öküzü modeliydi:) o zamanlar ne apaçi terimi vardı ne beyin bedava. babasına yorum bile yapamıyorum! komikti ama komik:)
bir de harika jenerik müziği vardı o dizinin, duyduğumda hemen bir şıkır şıkır oynama moduna sokardı beni:) hayır dinlerdik biterdi sonra da dilime takılırdı öle söyleye söyleye dolanırdım evde.
"kenar mahallenin cam kenarında, dünya düştü benim yarım aklıma,
camda duran çiçeklerin arasında, dünyayı taktım ben deli aklımla,
gir içeri kır dizini dön önüne kız sıdıka,
annen görür baban duyar dayak yersin kız sıdıka!!!"
eheh sevimliydi işte...
izledikçe içimde bir sıdıka büyüttüm bende:) cama çıktım çiçekleri suladım, evde kaldım falan filan..haa bir de sürekli bitmeyen cümleler kurdum hayata; dünya gör bak hala umrumdasın!!!
p.s. o sevimli müzik; http://fizy.com/#s/146afs
sıdıka benim için özeldi yahu. kısmetsizdi, evde otururdu, yalnızdı falan çok ortak noktam vardı beaa!
herkesler ay savaşçısında bulurken kendini ben sıdıkada bulurdum. herkesin smokinli prens hayalleri varken ben pencereden dünyayı kurtarmayı hayal ederdim:)
günlük yazardı benim gibi ya en çok onu severdim belki de..her sayfanın sonunda keçeli kalemiyle sevimli resimler çizerdi günün anlam ve önemine dair...kıskanırdım bende çizerdim, sonra onunki kadar güzel olmadığını farkeder sayfayı koparırdım; bu sebeple ilk günlüklerim hep ciltleri bozuk bir halde, koptu kopacak sayfaları.
annesine karşı gelemezdi benim gibi taş olurdu taş! abisi desen anlayamadığım bir ziraat öküzü modeliydi:) o zamanlar ne apaçi terimi vardı ne beyin bedava. babasına yorum bile yapamıyorum! komikti ama komik:)
bir de harika jenerik müziği vardı o dizinin, duyduğumda hemen bir şıkır şıkır oynama moduna sokardı beni:) hayır dinlerdik biterdi sonra da dilime takılırdı öle söyleye söyleye dolanırdım evde.
"kenar mahallenin cam kenarında, dünya düştü benim yarım aklıma,
camda duran çiçeklerin arasında, dünyayı taktım ben deli aklımla,
gir içeri kır dizini dön önüne kız sıdıka,
annen görür baban duyar dayak yersin kız sıdıka!!!"
eheh sevimliydi işte...
izledikçe içimde bir sıdıka büyüttüm bende:) cama çıktım çiçekleri suladım, evde kaldım falan filan..haa bir de sürekli bitmeyen cümleler kurdum hayata; dünya gör bak hala umrumdasın!!!
p.s. o sevimli müzik; http://fizy.com/#s/146afs
prensesin uykusu!
dün gece çok güzel şeyler oldu sanırım:)
hala bilmiyorum belki rüyadır diyorum içimden. çünkü sadece sesini duymak bu kadar iyi gelmez bir insana uzaktaki bir şeylerin gibime geliyor! ama bana geldi...
gecenin bana çok gerçek gelen hayal gibi özetine gelirsem;
1-saçmalayabiildiğim kadar saçmaladım.
2-dünyanın en sevimli "r"lerini duydum! ve öğrendim ki bazı insanlar harfleri severse sölermiş(:
3-eğer isterseniz 15-20 sn.de şarjı biten bir blackberry'i şarj etmeye başlayabiilirsiniz. ama isterseniz!
4-biriyle konuşurken gereğinden fazla yanındaymış gibi hissederseniz, o atlas okyanusunun diğer ucunda da olsa onunla beraber hızlıca yataktan çıkabilirsiniz hemde sizin bir amacınız yokken(:
5-arabalar insanlar çarpar duyarız hep ama isterse bir insan arabaya çarpabilirmiş, sonra da "pardon abi görmedim!" diyebilirmiş.
6-sessiz gülmek diye bir şey var ve o konuda en iyi olan insanla tanıştım^^
7-en güzel uykuya dalma şekli,sevimli mesajlar beklerken olanmış!
ve son olarak birisinin sizden isteyebileceği en güzel şey "yarın beni sen uyandır; istediğin zaman ama!!" imiş:)
gökten üç elma düşmesin ama henüz tamam mı:) daha erken, hiçbir elma boşa gitmesin istiyorum(:
p.s.prenseslerin uykusu yatağın altındaki bezelye tanesiyle bozulabilir ancak prensinin sesini duymadan uyuduysa(:
haa bir de bu da size pazar sabahı armağanım olsun; http://www.youtube.com/watch?v=2W4rodnp4jM
hala bilmiyorum belki rüyadır diyorum içimden. çünkü sadece sesini duymak bu kadar iyi gelmez bir insana uzaktaki bir şeylerin gibime geliyor! ama bana geldi...
gecenin bana çok gerçek gelen hayal gibi özetine gelirsem;
1-saçmalayabiildiğim kadar saçmaladım.
2-dünyanın en sevimli "r"lerini duydum! ve öğrendim ki bazı insanlar harfleri severse sölermiş(:
3-eğer isterseniz 15-20 sn.de şarjı biten bir blackberry'i şarj etmeye başlayabiilirsiniz. ama isterseniz!
4-biriyle konuşurken gereğinden fazla yanındaymış gibi hissederseniz, o atlas okyanusunun diğer ucunda da olsa onunla beraber hızlıca yataktan çıkabilirsiniz hemde sizin bir amacınız yokken(:
5-arabalar insanlar çarpar duyarız hep ama isterse bir insan arabaya çarpabilirmiş, sonra da "pardon abi görmedim!" diyebilirmiş.
6-sessiz gülmek diye bir şey var ve o konuda en iyi olan insanla tanıştım^^
7-en güzel uykuya dalma şekli,sevimli mesajlar beklerken olanmış!
ve son olarak birisinin sizden isteyebileceği en güzel şey "yarın beni sen uyandır; istediğin zaman ama!!" imiş:)
gökten üç elma düşmesin ama henüz tamam mı:) daha erken, hiçbir elma boşa gitmesin istiyorum(:
p.s.prenseslerin uykusu yatağın altındaki bezelye tanesiyle bozulabilir ancak prensinin sesini duymadan uyuduysa(:
haa bir de bu da size pazar sabahı armağanım olsun; http://www.youtube.com/watch?v=2W4rodnp4jM
25 Aralık 2010 Cumartesi
b-eklenti!!
insanlar beklerler, verdikçe daha fazlasını beklerler..
siz elinizden gelenin en iyisini yaptıkça, siz maksümum kapasite zorladıkça kendinizi onların beklentileri katlanır! hiç nokta konmaz beklentilerin cümlelerine, hep üç nokta vardır sürer gider.
git gide alışırlar da, morfin etkisi yaratır beklentiler onlarda. alışırlar iyiye verilene en güzeline, en ufak aksaklıkta ararlar beklediklerini! sadece bekledikleri mutlu etmeye başlar onları, en ufak eksiklik dağlaşır gözlerinde sorun olur!
beklemeyin artık! lütfen beklemeyin bir şeyleri...en kötüye hazırlanın ki her gelenle mutlu olasınız. mükemmeli gene isteyin ama beklemeyin şartlanmayın!
kısacası saçmalamayın beni de saçmalatmayın!!!
siz elinizden gelenin en iyisini yaptıkça, siz maksümum kapasite zorladıkça kendinizi onların beklentileri katlanır! hiç nokta konmaz beklentilerin cümlelerine, hep üç nokta vardır sürer gider.
git gide alışırlar da, morfin etkisi yaratır beklentiler onlarda. alışırlar iyiye verilene en güzeline, en ufak aksaklıkta ararlar beklediklerini! sadece bekledikleri mutlu etmeye başlar onları, en ufak eksiklik dağlaşır gözlerinde sorun olur!
beklemeyin artık! lütfen beklemeyin bir şeyleri...en kötüye hazırlanın ki her gelenle mutlu olasınız. mükemmeli gene isteyin ama beklemeyin şartlanmayın!
kısacası saçmalamayın beni de saçmalatmayın!!!
24 Aralık 2010 Cuma
zora böyle gider işte!
evet evet kocaman bir problemim var!! eşşek kadar hemde!
film izlemeye bayılan ben varya artık romantik film istemiyorum, onu geç mutlu sonla bitiyorsa hiç istemiyorum!
diceksiniz niye coştun ki?? deyin efenim söyleriz bizde; film izledik tahmin ettiğiniz üzere. neymiş jülyete mektuplarmış.pehh! senin neyine jülyeti izlemek mektup beklemek, lorenzolar falan di mi? ama işte mel* bu illa yicek o haltı ki yogurdu bidahakine üfleyerek yesin!
evet yedik haltı izledik! herkes mutlu mesut oldu; güzel sarışın kızımız harika britişş aksanlı yakışıklı esas oğlanına kavuştu; gökten bilmem kaç elma düştü falan!!! sinir oldum leyn! babaanne claire bile lorenzo'sunu buldu evlendi. bizde oturup kadeirmize ağlayalım naparsın...
hayır onu geç ben böyle romeo gibi balkon diplerinde bekliyecek, atlas okyanusunu yüzerim senin içine getircek anlamlı cümleler kurcak, evlenme teklifini sarmaşıklara tırmanıp yapcak biri de istemedim ki! ben sadece düşünsün istedim beni, öküz olmasın, benim kadar sevebilsin istedim..ama bakınız ne sevdik ne sevilebildik!!
sonuç: sinir oldum kavuşamayan aşk filmi arıyorum uleeen!!
p.s. http://fizy.com/#s/15bs64 ne bilim dinleyin yaw:)
film izlemeye bayılan ben varya artık romantik film istemiyorum, onu geç mutlu sonla bitiyorsa hiç istemiyorum!
diceksiniz niye coştun ki?? deyin efenim söyleriz bizde; film izledik tahmin ettiğiniz üzere. neymiş jülyete mektuplarmış.pehh! senin neyine jülyeti izlemek mektup beklemek, lorenzolar falan di mi? ama işte mel* bu illa yicek o haltı ki yogurdu bidahakine üfleyerek yesin!
evet yedik haltı izledik! herkes mutlu mesut oldu; güzel sarışın kızımız harika britişş aksanlı yakışıklı esas oğlanına kavuştu; gökten bilmem kaç elma düştü falan!!! sinir oldum leyn! babaanne claire bile lorenzo'sunu buldu evlendi. bizde oturup kadeirmize ağlayalım naparsın...
hayır onu geç ben böyle romeo gibi balkon diplerinde bekliyecek, atlas okyanusunu yüzerim senin içine getircek anlamlı cümleler kurcak, evlenme teklifini sarmaşıklara tırmanıp yapcak biri de istemedim ki! ben sadece düşünsün istedim beni, öküz olmasın, benim kadar sevebilsin istedim..ama bakınız ne sevdik ne sevilebildik!!
sonuç: sinir oldum kavuşamayan aşk filmi arıyorum uleeen!!
p.s. http://fizy.com/#s/15bs64 ne bilim dinleyin yaw:)
sonsuza kadar'mışş!!! peeh:D
"elini tutsam yüzüne baksam beni sonsuza kadar sever misin??" der Badem bir şarkısının sözlerinde; hatırlayamadım hangisiydi şimdi!!
ama farkettim ki "sonsuza kadar" kalıbı bu tarz duygu patlamalarında abaza gibi kullanılıyor! hayır bence "sonsuza kadar" yapılmış en saçma seçim bu konuda!!
olabilcek en saçma tamlama bir kere.tamlama mı ki yaw bu:) neyse..
1- sonsuz kavramına ulaşabildik mi de sonsuza kadarı kullanıyoruz?
2- sonsuzluğun önüne mi geliyoruz ki mesafeyi orda bitiriyoruz?
3- bu sonsuzluğu ifade eder mi? şeklinde sorularla bu tamlamanın manasız olduğu sonucuna vardım. evet işim gücüm yok bunlarla uğraşıyorum.
işimi gücümü geç amacım tamlamanın saçmalığını anlatmak değildi aslında! o bakımdan asıl konuya geliyorum; hadi kullandık diyelim, kabul; amacımızda hiç bitmesin, hep sürsün mesajı vermek:)
yani bir bana mı anormal göürnüyor, tek farkeden ben miyim acaba herkesin "sonsuza kadar"ı aynı değil bu dünyada. yani birisi size sonsuza kadar diyorsa -ki sonsuza ulaşamıcaz ama, hadi ulaştık diyelim o sonsuza-, herkeste aynı yol mu katediliyor?
hayır!! en basitinden kim sonsuza kadar diyorsa onun "sonsuza kadar" ı daha kısa:) bana kalsa feminen davranır bir erkeğin "sonsuza kadar"ı bir kızınkinden daha kısa derim ama demicem:) (bakın demedim:P) öyle kızlar gördüm ki kan kusturan, vicdanım el vermiyor böyle asıp kesmeye bu seferlik!
lafı uzatmaya gerek yok bence kimse kullanmasın bu aptal kalıbı..ne gerek var sonsuza ulaşmaya, şimdi* dururken, şimdi*yi dolu dolu yaşamak varken ne lüzum var gözünü yükseklere dikip "sonsuz-2010" yılın hesabını yapmaya...carpe diem takılın işte! bırakın, demeyin ulenn!
p.s.zaten derseniz hiç yoktan evren bu açgözlülüğünüze kızacak ve nazar edecektir, benden sölemesi:)
ne alakaysa bu da paylaşmak istediğim şarkı ;
http://fizy.com/#s/1813pt
ne alakaysa bu da paylaşmak istediğim şarkı ;
http://fizy.com/#s/1813pt
21 Aralık 2010 Salı
rakset!!
durup dururken elinize i-pod'unuzu alıp kulaklıklarınızı takıp o pijamalı halinizle ne cıkarsa bahtıma dediğiniz olur mu evde kös kös yatarken??
benim olur!
bugün de onlardan biriydi zaten! sevimli kulaklıklarımı sevimli kulaklarıma taktım ve harika shuffle ayarının ardından o sihirli cümleyi geçirdim içimden; "ne çıkarsa bahtıma!" maksat adet yerini bulsun.
olabilcek en iyisi çıktı; soha!!!
http://fizy.com/#s/1nc7ofherkes dinlemeli ve istemeden ritim tutmalı bu melette. ben ritim tuttugumda bile ister istemez sallanıyordum ilk dinlediğimde.ki toplum içimdeydim de:)
çıkar çıkmaz bahtıma teşekkür ettim ve dans etmeye başladım odamın ortasında.
minicik odam bir tek müzik dinlerken klip tadında oynadığımda bana kocaman geliyormuş meğersem farkedememişim(:
herkes dans etmez ya hani! bilmem beceremem derler ya; herkesin içinde müziğe eşlik edebilcek bir ruh olamıcağına inanamıyorum ki inanmıyorum da!
sonuç: şarkıyı aç ve eskilerin deyimiyle rakset!!
ha bu da günün resmi olsun mu? olsun olsun..gün gelecek bu şarkıda mr.perfect'le dans edecez! hemde minicik odamızda ^^
15 Aralık 2010 Çarşamba
aman maşallah maşallah!
ne diyodu barış abi..?
pazar eyle pazar eyle..
....... nazar eyle
nasıydı yaw?
karamdan söylüyüm bari
armudu dalında pazar eyledim
kaşına gözüne nazar eyledim karam... eyledim karaaaaaaam...
pazar eyle pazar eyle..
....... nazar eyle
nasıydı yaw?
karamdan söylüyüm bari
armudu dalında pazar eyledim
kaşına gözüne nazar eyledim karam... eyledim karaaaaaaam...
neyse anlaşıldığı üzere nazar bu yazının ana teması!
nazar değdi işte!
mutluluktan uçuyordum ya hani; bariz kanatlarımı bulamıyorum:/ nerde bıraktıysam...onu geç süpürge falan hiç tarzım değil meleğim ya ben:P
ya uzak her şey! mesafelerin işlerime burnunu sokmasından nefret ediyorum! ama şurda önümde bir 3 yıl daha bu böyle olacak gibi! yanlış yerdeyim biliyorum ama hedeflerim için de yerimden kıpırdayamıyorum. kendimi de sizi de kandırmama gerek yok, bana öle özgür kız ayakları yemez. kimisi o kadar cesur değilsin yani der, kimisi garanticisin; yorum size kalmış! ama o kadar büyük bir risk alamam! bu okul bitmek zorunda mı evet çünkü en büyük hayalim benim bu meslek! severek isteyerek seçtim bu dalı, eşşek gibi bitircem...
şaka maka 3 sene kaldı önümde, sonra yeni bir sınav daha! TUS!
büyük konuşmamak gerek ama kazanamayacağımı düşünmek bile istemiyorum, istediğim yerler için almam gerekn puan da o puanı almam için gereken çalışma da düşündüğümden kat kat daha ağır olcak; ama şimdilik en güzelini, en beyazını hayal ediyorum gözümde!
neyse ne! burda ilerleyeceğim yolları anlatacak değilim şimdi! sonuçta beklenmediği hala bekliyorum; ama bu bekleme sürecinde küçük mutlulukları haketmediğimi kabullenemiyorum..bazı şeylerin olmasını istiyorum!
sonuç; arada sırada minicikte olsa mutlu oldum mu bana uçuyorum gibi geliyor ya! nazar değdirme da şuna evren misin nesin.biliyorum bir yerlerde bir şeyleri kontrol eden kozmik bir güç var; her nerdeysen nazar etme nolur!
p.s.madem barış abiyi andık; herkesler dinlesin!!
http://fizy.com/#s/1ajayf
13 Aralık 2010 Pazartesi
empatik!!
içimde sevimli bir bukalemun olduğunu söylemiş miydim??
söylemediysemde ahan da söyledim!
içmde kocaman ama bir o kadar sevimli bir bukalemun var!
insanlara renkler veren bir insanım ya hani, işte içimdeki bu yaratık o renklere bürünüyor; insanların rengine uyum sağlıyor..her yeni tanıyışta yeni bir renk ekliyor skalasına(nasıl yazılır ki bu?) insanların emosyonel değişimlerine göre onlara uyum sağlamam, onlar ne hissediyorsa onlar kadar hissetmemi bukalemunuma borçluyum anlayacağınız!
iyi mi kötü mü bilmiyorum! sonuçta derdi olanın derdini de benimsiyor bu hayvan. e napsın hayvancık huyu kurusun renk iyiymiş kötüymüş bakmadan!
aslında bir kaç hafta önce onu öldürüp yerine yepyeni bir öküz büyütmeye karar verdim içimde; böyle en büyüğünden bir ziraat öküzü! denedim de öldürmeyi ama yapamadım! kıyamamdım yavruma:)
alışmışım ki ben ona, hem nasıl yaşardım içimde bir öküzle! aman dedim yalnız* sakın! sen sen ol bukalemununa iyi bak, sen onun o senin için yaratılmış:)
sonuç; hala insanların her duygusunu hücrelerimin en uç noktasında bile yaşıyormuşcasına hissediyorum! haaa! farklı olarak bukalemunumun sürümünü artırdım yeni bir özellik ekledim ona; herkesin rengine bürünebiliyor sadece her konuştuğundan moronluk fışkıran tek hücreliler hariç! onlar için "get out" diyor otomatik cevap olarak...
ee napalım yani empatiğiz de enayi değiliz!
12 Aralık 2010 Pazar
extraextraordinary feelings!! i like it!!
mutluluktan havaya uçuyorum; doğru! yerçekimi olmayan bir planet* yarattım kendime son 3 gündür...
ve şöyle dedim;
ben mesela, uçarım mesela; yerlere göklere sığamıyorum!!
kelimelerin yerine cumleler, cumleler yerine kelimeler koyuyorum, farkına varıp şaşırmıyorum, çünkü çok daha güzel bir şeye sahip olmuş olduğumdan yaptığımı biliyorum!
kelimelerin yerine cumleler, cumleler yerine kelimeler koyuyorum, farkına varıp şaşırmıyorum, çünkü çok daha güzel bir şeye sahip olmuş olduğumdan yaptığımı biliyorum!
saçma gelebilir..hatta saçmadır da (arada garipsiyorum ama garipsemem bile gülümseme nedenim) ama bunu sağlayan şey henüz hiç görmediğim bir şey. hani sen dokunmadan görmeden hatta görsen bile inanmayanlardınız sayın yalnız* derseniz hakkınızdır, ama inanmamak gibi bir seçenek hiç aklıma gelmedi! gerçek olmasa dahi olabilcek en gerçek mutluluğu yaşatıyor diye belki de! sonuçta konuşurken gülümsüyorum, sonuçta ilk defa ben, bitkisel yalnız; sadece günlüğüme yazdığım sevimli, sevdiğimi gösteren o cümleleri pervasızca kullanıyorum çekinmeden, çünkü hakettiğine inandırdım kendimi ilk defa!
belki aradığım mükemmel o değil, belki öyle biri bile yok ama beklentilerim olmadan anı yaşamaya karar verdiğim gün tanıştım ben onunla; belki de onu özel kılan şey bu!
bu sefer onunda anı yaşayıp mutlu olmasını istiyorum, tamam her zaman insanları mutlu edip bundan beslenen biri oldum ama bu sefer ona özel mutlu etmek istiyorum, herkese yaptığım gibi değil aklından "çok iyi davrandın değil, bana çok özel davrandın!" demek geçsin istiyorum;
onun benim istediğim cinsten mutluluğa ihtiyacı olduğunu biliyorum çünkü; ne fazlası ne azı, tam benim istediğim gibi!
her zamanki gibi çok eksik nokta var yaşadığım bu şeyde de; kimisi çok yalan bir durum der kimisi yok gibi bir şey; evet bütün gün iletişim kurmadığım oluyor şu veya bu sebepten ama ilgim zerre azalmıyor, tekrar konustuğumda ilk konuştuğumdaki gibi sevimli şeyler hissediyorum! veya su an ne yapıyor kimlerle görüşüyor, bana değer veriyor mu diye düşünmüyorum, umrumda değil çünkü bu sefer ben değer veriyorum ben sectim cunku(: o beni sevsin istemiyorum benim ona sevgim canlı kalsın istiyorum!
birini sevmedim, aşık olmadım bilmiyorum nasıl olurdu da? ama bu duygu güzel; birine karşılıksız korkmadan değer vermek harika. "acıtsa da ağlamam, çünkü ben istedim!" diyebilmek gibisi yok!
sanırım yağmuru sevdim bu sefer, önce burnuma dokundu uyandırdı beni, ardından saç diplerim ve şakaklarım hissetti sevdi soğuğunu, en son ceplerimden çıkardığım ellerim tuttu damlaları ve o an farkettim ki bu yagmur farklı!
sonuç: uçmaktan yorulmak istemiyorum uzun bir süre:D
http://www.youtube.com/watch?v=iZ9vkd7Rp-g
sonuç: uçmaktan yorulmak istemiyorum uzun bir süre:D
http://www.youtube.com/watch?v=iZ9vkd7Rp-g
8 Aralık 2010 Çarşamba
o benim çilekli turtam!!!
dünyanın en güzel görünen turtası.
güzel pişmiş ince kenarları kıvrık hamurun ve yoğun kremanın üstüne dizilmiş jöleli kıpkırmızı çilekler...
çizgi filmlerde sevimli görünür gözümüze hani!
birde güzelce kesip yendiğinde damakta bıraktığı lezzet vardır!
çilek kısmını yediğinde tenine kar taneleri değer adeta, kendini arkada birmiş kara bırakmak istersin ve düştüğün yerde kar kelebeği yapmak kollarını kocaman kocaman açıp kapatarak! kremasına geldiğinde ise yeni alınmış saten bir gecelik giyer gibi hissedersin, yavaşça soğuk soğuk okşar tenini... yutkunduğunda ağzında yoğun çilek tadı kalır dudaklarını yalarısn farketmeden ki benim gibi yiyorsan krema garanti bulaşmıştır yüzünde bir yerlere; yalanır durursun!
evet söylemek istediğim gördüğümde gülümseten, yediğinde tadını başa hiçbir şeyden almadığımı düşündüren bir şey bu!
işte benim için öyle bir insan da var! dün adını koydum hatta tam olarak! o benim uzaklardan gelen ilk çilekli turtam oldu:)
onunlar tanışmam belki de dünyanın en trajikomik hikayelerinden birinin esas kızıyken oldu!
bodrum güneşinin altında, harika ege sularında iskele yakınında yüzerken; çilekli turta benim için sadece ayaklarını denize sokan beyaz tenli bir kızdan ibaretti...ta ki yanımda yüzen hamile kadın suyun içinde cırlamaya pardon haykırmaya başlayana kadar. aman nasıl da kıvranıyor, ben dahil tüm iskele doğum yaptığını düşünmüştür. sonra anladık ki "torpil" adı verilen kırmızı-mor arası bir renkte deniz anasıymış tüm bunlara sebep. hemen açıklık getireyim torpil denen bu tür deniz analarının diğer masum beyaz olanlarından farkı çarptığı yerlerde sadece kasıntı degıl bazen gecicide olsa felce bile neden olması! degdıgı yerden yayılıp tum uzuva dagılan agrı daha sonra gecicide olsa kas kasılması ve tutulması seklinde ilerliyor. neyse bu kada rbilgi yeterli kadıncağız bacağım diye haykırınca eşi deniz gölüğüyle bacaklarına bakıp bu mahlukatı farketmiş oldu! ve herkese denizde torpil var dıye bagırdı. o an tehlikedeki ilk insan bendim ve o denizden cıkmamın yolu merdivensiz bır sekılde olmak zorundaydı! işte o an çilekli turtam iskeleye dogru beni çekmeye calısan insanlardan biriydi..diğeride annem ve y* adlı diğer bir arkadaşımdı!
o acımasız deniz anası üzerinden espriler dönerken kendisiyle tanışmış bulundum turtanın. tatilde beraber geçirdiğimiz iki haftanın dışında henüz onunla yanyana gelemedim yaklaşık 3 yıldır. evet saçma gelebilir ama araya ne kadar mesafeler ne kadar yoğunluk girse de ne zaman online olduğunda yazsam veya o bana ulaşsa aynı sıcaklığı yakalayabiliyoruz!
birbirimize anlattığımız bazı şeylerde olmayacak tesadüfler yakalamam onunla aramda özel bir sinerji olduğunu düşündürtüyor bana ! ki var da:)
o benim uzaklardaki çilekli turtam! her adını gördüğümde yüzüm gülümsüyor! her konuştuğumda içim bir hoş oluyor onunla..2mizin kocaman bir ortak noktası var hemde;
ikimizde dünya üzerinde çocukluktan beri büyüttüğü hayallerine ulaşmaya çalışan ve hala mükemmel aşkın geleceğine inanmaktan vazgeçmeyen iki bayanız! mutluyuz, umutluyuz:)
sonuç; iyiki varsın çilekli turtam!!!
p.s.harika resim ve betimlemelerim canınızın çekmesine sebep olur diye tarifini bulabilceğiniz bir link de bırakıyorum:) herkese turtalı günler:)
http://www.yemek-tarifleri.net/cilekli-turta-tarifi.html
güzel pişmiş ince kenarları kıvrık hamurun ve yoğun kremanın üstüne dizilmiş jöleli kıpkırmızı çilekler...
çizgi filmlerde sevimli görünür gözümüze hani!
birde güzelce kesip yendiğinde damakta bıraktığı lezzet vardır!
çilek kısmını yediğinde tenine kar taneleri değer adeta, kendini arkada birmiş kara bırakmak istersin ve düştüğün yerde kar kelebeği yapmak kollarını kocaman kocaman açıp kapatarak! kremasına geldiğinde ise yeni alınmış saten bir gecelik giyer gibi hissedersin, yavaşça soğuk soğuk okşar tenini... yutkunduğunda ağzında yoğun çilek tadı kalır dudaklarını yalarısn farketmeden ki benim gibi yiyorsan krema garanti bulaşmıştır yüzünde bir yerlere; yalanır durursun!
evet söylemek istediğim gördüğümde gülümseten, yediğinde tadını başa hiçbir şeyden almadığımı düşündüren bir şey bu!
işte benim için öyle bir insan da var! dün adını koydum hatta tam olarak! o benim uzaklardan gelen ilk çilekli turtam oldu:)
onunlar tanışmam belki de dünyanın en trajikomik hikayelerinden birinin esas kızıyken oldu!
bodrum güneşinin altında, harika ege sularında iskele yakınında yüzerken; çilekli turta benim için sadece ayaklarını denize sokan beyaz tenli bir kızdan ibaretti...ta ki yanımda yüzen hamile kadın suyun içinde cırlamaya pardon haykırmaya başlayana kadar. aman nasıl da kıvranıyor, ben dahil tüm iskele doğum yaptığını düşünmüştür. sonra anladık ki "torpil" adı verilen kırmızı-mor arası bir renkte deniz anasıymış tüm bunlara sebep. hemen açıklık getireyim torpil denen bu tür deniz analarının diğer masum beyaz olanlarından farkı çarptığı yerlerde sadece kasıntı degıl bazen gecicide olsa felce bile neden olması! degdıgı yerden yayılıp tum uzuva dagılan agrı daha sonra gecicide olsa kas kasılması ve tutulması seklinde ilerliyor. neyse bu kada rbilgi yeterli kadıncağız bacağım diye haykırınca eşi deniz gölüğüyle bacaklarına bakıp bu mahlukatı farketmiş oldu! ve herkese denizde torpil var dıye bagırdı. o an tehlikedeki ilk insan bendim ve o denizden cıkmamın yolu merdivensiz bır sekılde olmak zorundaydı! işte o an çilekli turtam iskeleye dogru beni çekmeye calısan insanlardan biriydi..diğeride annem ve y* adlı diğer bir arkadaşımdı!
o acımasız deniz anası üzerinden espriler dönerken kendisiyle tanışmış bulundum turtanın. tatilde beraber geçirdiğimiz iki haftanın dışında henüz onunla yanyana gelemedim yaklaşık 3 yıldır. evet saçma gelebilir ama araya ne kadar mesafeler ne kadar yoğunluk girse de ne zaman online olduğunda yazsam veya o bana ulaşsa aynı sıcaklığı yakalayabiliyoruz!
birbirimize anlattığımız bazı şeylerde olmayacak tesadüfler yakalamam onunla aramda özel bir sinerji olduğunu düşündürtüyor bana ! ki var da:)
o benim uzaklardaki çilekli turtam! her adını gördüğümde yüzüm gülümsüyor! her konuştuğumda içim bir hoş oluyor onunla..2mizin kocaman bir ortak noktası var hemde;
ikimizde dünya üzerinde çocukluktan beri büyüttüğü hayallerine ulaşmaya çalışan ve hala mükemmel aşkın geleceğine inanmaktan vazgeçmeyen iki bayanız! mutluyuz, umutluyuz:)
sonuç; iyiki varsın çilekli turtam!!!
p.s.harika resim ve betimlemelerim canınızın çekmesine sebep olur diye tarifini bulabilceğiniz bir link de bırakıyorum:) herkese turtalı günler:)
http://www.yemek-tarifleri.net/cilekli-turta-tarifi.html
1 Aralık 2010 Çarşamba
toplum dediğin tek dişi kopmuş canavar!
toplum;
1-insan ömründen uzun yaşayan,yeni üyelerinin bir kısmını cinsel üreme ile sağlayan,ortak ve karmaşık bir eylem sistemine sadakat gösteren, kendi kendine yeten bir insan topluluğu..
2-sosyal olmak için didinip duran insan topluluğu..
3-ayni renkte t-shirt giyen ve bunu kaniksamiş insan obegi..(bu tamamen tam benlik olan tanım)
4-kendi kendini devam ettiren, belli bir fiziksel yeri olan varlığını uzun zaman sürdüren ve bir hayat şeklini paylaşan insanlar topluluğu.
5-bireyin, doğanın ve insan dayanışmasının yok oluşu pahasına ilerleyen totalleştirici curcuna...
ve bir de TDK'ya danışırsam;
"Aynı toprak parçası üzerinde bir arada yaşayan ve temel çıkarlarını sağlamak için iş birliği yapan insanların tümü, cemiyet, topluluk."
neyse ne diyemeyecek kadar nefes almamı zorlaştırdığı için yazdım bu meletin anlamını! ona uyum sağlamaya çalışarak tüketilen ömürleri ilham olarak kullanıyorum bu gece maalesef!
cok severek aldığım bir ayakkabı gibi geldi bana topluma girmek! hevesliydim, insanlar vardı! farklı farklı gülümseyişler, gözyaşlarının izlediği farklı yollar vardı! ama aıcttı canımı o çok sevdiğim ayakkabılar! vurdular parmak ucuma! genişler dedim dayandım biraz ama her seferinde olan ayaklarıma, ayakta kalmamı sağlayan benliğime oldu.
toplum baskısı der kimileri buna. işte bu dertten muzdaribim bende. bu toplum bu curcuna hep bana mı press birader diyesim geliyor!
beni anlayamadı insanlar! onca farklı ruhtan çıkmadı benim gibi hisseden kalpler, benim gibi davranan eller...sözün özü toplum denen şey hayatımı hep yokuşa sürdü, bıkmadı tükenmedi benle uğraşmaktan.
farklıydım biraz belki, dikkat çekiyordum o veya bu sebepten. ama her anne benimki gibidir zannettim ben, her anne öğretmiştir kabullenmeyi daha küçücükken yavrusuna!
ama değilmiş yanılmayı yaşayarak öğretileni pekiştirdim ve ben kabullendim! bir tek ben bilmiyormuşcasına ben kabullendim. üstüne üstlük ayak uydurmaktan uzmanlık yapmaya karar verdim bu gece.
bir kez daha ilişkilerimi topluma göre değiştirmeye...
sonunda hiçbir şey diğerleri dediğimiz insan topluluğunun istemediği gibi olmıcak, kimsenin başı ağrımıcak! olan sadece bana olcak, ben kaybedecem, ben özlicemm..
"ha değer mi kimin umrunda sen sahip çık değerlerine, değer verdiklerine!" derdim ben olsam okuduğumda.
ben hemen söyleyeyim değer! birini kaybedersiniz, ukte olur içinizde gülle gibi ağır, sert! zamanla hafifçe bastırır içinize, zamanla daha da hafif! belki hep orda kalır ama acıtmaz bir süre sonra. ama bu insanlar; yavaş yavaş başlar yapışırlar teninize, hayatta kalabilcek kadar güç verirler size ki sürünmeye, acı çektiğinizi hissetmeye devam edin diye!
1-insan ömründen uzun yaşayan,yeni üyelerinin bir kısmını cinsel üreme ile sağlayan,ortak ve karmaşık bir eylem sistemine sadakat gösteren, kendi kendine yeten bir insan topluluğu..
2-sosyal olmak için didinip duran insan topluluğu..
3-ayni renkte t-shirt giyen ve bunu kaniksamiş insan obegi..(bu tamamen tam benlik olan tanım)
4-kendi kendini devam ettiren, belli bir fiziksel yeri olan varlığını uzun zaman sürdüren ve bir hayat şeklini paylaşan insanlar topluluğu.
5-bireyin, doğanın ve insan dayanışmasının yok oluşu pahasına ilerleyen totalleştirici curcuna...
ve bir de TDK'ya danışırsam;
"Aynı toprak parçası üzerinde bir arada yaşayan ve temel çıkarlarını sağlamak için iş birliği yapan insanların tümü, cemiyet, topluluk."
neyse ne diyemeyecek kadar nefes almamı zorlaştırdığı için yazdım bu meletin anlamını! ona uyum sağlamaya çalışarak tüketilen ömürleri ilham olarak kullanıyorum bu gece maalesef!
cok severek aldığım bir ayakkabı gibi geldi bana topluma girmek! hevesliydim, insanlar vardı! farklı farklı gülümseyişler, gözyaşlarının izlediği farklı yollar vardı! ama aıcttı canımı o çok sevdiğim ayakkabılar! vurdular parmak ucuma! genişler dedim dayandım biraz ama her seferinde olan ayaklarıma, ayakta kalmamı sağlayan benliğime oldu.
toplum baskısı der kimileri buna. işte bu dertten muzdaribim bende. bu toplum bu curcuna hep bana mı press birader diyesim geliyor!
beni anlayamadı insanlar! onca farklı ruhtan çıkmadı benim gibi hisseden kalpler, benim gibi davranan eller...sözün özü toplum denen şey hayatımı hep yokuşa sürdü, bıkmadı tükenmedi benle uğraşmaktan.
farklıydım biraz belki, dikkat çekiyordum o veya bu sebepten. ama her anne benimki gibidir zannettim ben, her anne öğretmiştir kabullenmeyi daha küçücükken yavrusuna!
ama değilmiş yanılmayı yaşayarak öğretileni pekiştirdim ve ben kabullendim! bir tek ben bilmiyormuşcasına ben kabullendim. üstüne üstlük ayak uydurmaktan uzmanlık yapmaya karar verdim bu gece.
bir kez daha ilişkilerimi topluma göre değiştirmeye...
sonunda hiçbir şey diğerleri dediğimiz insan topluluğunun istemediği gibi olmıcak, kimsenin başı ağrımıcak! olan sadece bana olcak, ben kaybedecem, ben özlicemm..
"ha değer mi kimin umrunda sen sahip çık değerlerine, değer verdiklerine!" derdim ben olsam okuduğumda.
ben hemen söyleyeyim değer! birini kaybedersiniz, ukte olur içinizde gülle gibi ağır, sert! zamanla hafifçe bastırır içinize, zamanla daha da hafif! belki hep orda kalır ama acıtmaz bir süre sonra. ama bu insanlar; yavaş yavaş başlar yapışırlar teninize, hayatta kalabilcek kadar güç verirler size ki sürünmeye, acı çektiğinizi hissetmeye devam edin diye!
29 Kasım 2010 Pazartesi
savaş falan zor iş!
bugün yıldızlar yoktu günümde!
huzur saklambaç oynarcasına kaybolmuştu, ebe ben olduğumdan son çare olarak sobe yerinden uzaklaştım ortaya çıksın diye ama fayda etmedi! kazan çömlek patladı ama huzurum ortaya çıkamadı bütün gün!
bugün, hayatım fidye istedi benden ve uyardı gerçeklere haber vermemem için! "sakın!!" diye de pekiştirdi olanla olmayanı ayırt edeyim diye! korkumdan sığınamadım gerçeklere, göze alamadım hayatın arkasından iş çevirmeyi ve istediklerini verdim! mutluluğumu, güne başlama hevesimi, gülümsememi verdim!
bilseydim karşılığında sadece yaşanmış yıllar vereceğini kılımı kıpırdatmazdım ama oldu bir kere!
akrep ve yelkovan bugün mıhlandılar oldukları yere ya çok kırıldım, bilirdim en güzel anlarda birbiriyle yarışırcasına alırlardı silgeç zamanımı ama bugün fazla yavaştı! gün bitmek bilmedi, fidyeler ödendi, yıllar alındı, yaşandı!
gün sonunda eve geldiğimde aynanın karşısına geçtiğimde çektiğim acıları gördüm saçlarımda rengarenk! insanın acıları rengarenk olur mu dedim kendi kendime; oluyormuş demek ki..siyah beyaz filmde gökkuşağı olmuyor muydu sanki.
buz gibi duşa girdim, rengarenk acılarımı izledim küvet deliğine akarken. uzun sürdü renklerin kaybolması ama bitti! çıktığımda sadece sudan yıpranmış saçlarım vardı ama su kadar temizdi su kadar berraktı acılarım! renksizdiler en azından ve daha az kanatıyorlardı.
uzandım...uyucaktık artık..ben ve berrak acılarım! sabah olduğunda ise onlar ıslak saçlarımdaki su gibi uçup gideceklerdi. yine yeni yeniden!
işte bir savaş daha bitmişti beklenene olan özlemle, gereksiz umutlarla, başarısızlıklarla!
ve beni günden güne daha iyi çözen ben* artık zaferin tadına varmıştım!
huzur saklambaç oynarcasına kaybolmuştu, ebe ben olduğumdan son çare olarak sobe yerinden uzaklaştım ortaya çıksın diye ama fayda etmedi! kazan çömlek patladı ama huzurum ortaya çıkamadı bütün gün!
bugün, hayatım fidye istedi benden ve uyardı gerçeklere haber vermemem için! "sakın!!" diye de pekiştirdi olanla olmayanı ayırt edeyim diye! korkumdan sığınamadım gerçeklere, göze alamadım hayatın arkasından iş çevirmeyi ve istediklerini verdim! mutluluğumu, güne başlama hevesimi, gülümsememi verdim!
bilseydim karşılığında sadece yaşanmış yıllar vereceğini kılımı kıpırdatmazdım ama oldu bir kere!
akrep ve yelkovan bugün mıhlandılar oldukları yere ya çok kırıldım, bilirdim en güzel anlarda birbiriyle yarışırcasına alırlardı silgeç zamanımı ama bugün fazla yavaştı! gün bitmek bilmedi, fidyeler ödendi, yıllar alındı, yaşandı!
gün sonunda eve geldiğimde aynanın karşısına geçtiğimde çektiğim acıları gördüm saçlarımda rengarenk! insanın acıları rengarenk olur mu dedim kendi kendime; oluyormuş demek ki..siyah beyaz filmde gökkuşağı olmuyor muydu sanki.
buz gibi duşa girdim, rengarenk acılarımı izledim küvet deliğine akarken. uzun sürdü renklerin kaybolması ama bitti! çıktığımda sadece sudan yıpranmış saçlarım vardı ama su kadar temizdi su kadar berraktı acılarım! renksizdiler en azından ve daha az kanatıyorlardı.
uzandım...uyucaktık artık..ben ve berrak acılarım! sabah olduğunda ise onlar ıslak saçlarımdaki su gibi uçup gideceklerdi. yine yeni yeniden!
işte bir savaş daha bitmişti beklenene olan özlemle, gereksiz umutlarla, başarısızlıklarla!
ve beni günden güne daha iyi çözen ben* artık zaferin tadına varmıştım!
26 Kasım 2010 Cuma
hayat garip; vapurlar falan!
insanlarla konuşmayınca soğukluk maydonoz oluyor ilişkilerime! bu kaçınılmaz engel olmaıyorum!
elimden geldiğince görmeye çalışıyorum, aramaya sormaya..
görüştüğüm zamanlarda mümkün olduğunca az "aaa ne zaman oldu bu kadar şey yahu?" dememi sağlıcak şekilde davranıyorum kendimce..
ama acı gerçek var çoğu kişiyle muhabbetim ölmüş ya!
şimdı farkettım:/
kötü bir şey bu!
insanlarla tek bğglantımın yavaş yavaş sadece internet üzerinden olması
sanaldan uzak kaldığımda tüm muhabbetin katlolması çok acı!
gerçekten üzüldüm:/
hayatın tüm çabalarıma rağmen beni çemberin dışında bırakma isteğine karşı durmaya çalışan ben, akıntıya karşı yüzmeyi bile kabullenmişken yalnızlığa dayanamıyorum! her seferind eyenik düşüyorum! vampirin kana duyduğu ihtiyaç benim dünyamda samimiyetten, içten yaşanılan şeffaf anılardan ibaret çünkü!
özledim insanlarla saatlerce konuşsam da bıkmamayı, görüşmesemde onca zaman oturup iki bardak çay içtiğimde ilk sıcaklığı hissedebilmeyi!
neyse ki deli saraylıya inanıyorum bu konuda; nefes alıyorsak hala umut var demektir!
elimden geldiğince görmeye çalışıyorum, aramaya sormaya..
görüştüğüm zamanlarda mümkün olduğunca az "aaa ne zaman oldu bu kadar şey yahu?" dememi sağlıcak şekilde davranıyorum kendimce..
ama acı gerçek var çoğu kişiyle muhabbetim ölmüş ya!
şimdı farkettım:/
kötü bir şey bu!
insanlarla tek bğglantımın yavaş yavaş sadece internet üzerinden olması
sanaldan uzak kaldığımda tüm muhabbetin katlolması çok acı!
gerçekten üzüldüm:/
hayatın tüm çabalarıma rağmen beni çemberin dışında bırakma isteğine karşı durmaya çalışan ben, akıntıya karşı yüzmeyi bile kabullenmişken yalnızlığa dayanamıyorum! her seferind eyenik düşüyorum! vampirin kana duyduğu ihtiyaç benim dünyamda samimiyetten, içten yaşanılan şeffaf anılardan ibaret çünkü!
özledim insanlarla saatlerce konuşsam da bıkmamayı, görüşmesemde onca zaman oturup iki bardak çay içtiğimde ilk sıcaklığı hissedebilmeyi!
neyse ki deli saraylıya inanıyorum bu konuda; nefes alıyorsak hala umut var demektir!
25 Kasım 2010 Perşembe
değişim ince bir çizgi! bu sefer üstünden doğru atladım!
evet ben benim!
hani şu sıradan olduğunu son nefesine kadar iddaa edecek olan kız!
kafasına her şeyi takmaktan bir türlü kendini alıkoyamayan, insanların duygularını dinlediğinde bukalemuna dönen,
her mandalina yediğinde tırnaklarında kalan sarı lekeleri seven, yagmur yağmaz deyip şemsiyesini almadığında illaki sağanağa kapılan kızım!
evliliğe inanmayan insanları kınayıp, "ben hiç evlenmicem!" diyen; ardından kuzeninin düğününde gelin çiçeğini kucaklayan kızım diğer taraftan!
hayatı aksiyonlarla dolu olsun isteyenlere inat, pucca tadında aşanabilcek ilginç hikayelerin esas kızıyım ben!
neyse beni tanımak insanlara pek iyi gelmiyor sonuçta, bu kadar bilin!
akıllarda bunlara artı olarak, sanaldan saçmalayan bitkisel bir yalnız olarak kalayım şimdilik!
asıl konuya gelirseeeem; değiştim ulan!!
valla!
bir kere artık insanların benim onları çok sevdiğimi bilmesini istiyorum! sonuna kadar gösteriyorum sevgimi!
sonraaa kendimi hırpalamıyorum insanlar için! elimden rahatça gelebilcek bir şey değilse uğraşmıyorum eskisi gibi:/ kendimi arka plana atmıyorum artık!
aileme daha fazla vakit ayırıyorum, kardeşlerimle ilgileniyorum! onlarla paylaşacak o kadar çok şey varmış ki!!
son bir haftadır bu sanal alem yüzünden kitap okuyamadığımı da farkettim, eski kitap kurdu halime döndüm! ki bu beni en mutlu eden değişiklik! nasıl da özlemişim jodi'nin üslubunu!
neyse uzun sözün kısası; değiştim ama abartmayalım da bir yerde; sonucta hayatta saçmalamaya hala devam edicem orası aynı kaldı!
en azından hala yapcam dedim mi yapcam, içimden geçeni dilime aynen dökücem, hala "ne gevezesin sen yaw!!" ithamının tek ve rakipsiz sahibi olcam, hala en çok insanlarla tanışmaktan ve müzik dinlemekten paylaşıcam, hala kendimce geceleri radyoda sıradaki şarkı kime gelsin oyunu oynıcam ve her seferinde her şarkıyı bir şekilde kendime uydurcam!(:
ee ne de olsa her gece annesinden "allah sana da senin gibisini, hatta yok yok bin beterini versin!!" bedduasını yemesine rağmen, kimsenin onu annesi kadar sevmediğine inanan ve kendisini insanların gerçekten sevebilceğine inandıramayan mahlukatım ben!
16 Kasım 2010 Salı
hobarey gene bayram:D
bugün bayram!
klasik ama gerçek bir cümle:)
evet bugün bayram ve ben her zamanki gibi erken kalkamadım! erkeklere hep bu konuda üzülürüm bayram namazıydı falan zor işler bunlar:/
bayramlar seviyorum bir yerde; bir şekilde napıp ne edip bir haftaya tamamlanan tatillerle geri dönüyor bana bu dini kutlama! tıp öğrencisine daha hoş ne hediye edilebilir ki! kucak dolusu bayram harçlığı almışım gibi hissettiriyor bana sabahlara kadar nette sabahlayıp akşama kadar uyumak:) yapılan pastalar gidilen yerlerdeki ikramlarda cabası! seratonin miktarım peak yapıyor vücüdumda adeta(:
diğer taraftan bayramları sevmiyorum da bir yerde! evet tatil, ama akrabalarla buluşmak; samimiyetden uzak, yapmacık sevimlilikler yapmalarını izlemek ve aynı şekilde yapmacık olduklarının farkında değilmiş gibi cevap vermek çok zoruma gidiyor!
sene boyunca bir kez bile işi düşmeden aramayan bu insanların, gelip 'çok seviyoruz biz seni' havasında takılmasına dayanamıyorum! evet! her insan yalan söyler ama söyler sadece, davranışlarda hala samimiyet kalmalı insanlarda! söylencekse de bu nalet şey sadece cümlede kalabilmeli mimiklere yansımamalı! samimiyet denen şey bozulmamalı, yapmacıklık kuklalara mahsus kalmalı, insanlara sıçramamalı!
"aa niye ole diosun dayın,amcan,yengen...vb'n senin onlar!" diyorsanız içinizden; evet annemin veya babamın bilmem neyi olmaları dolayısıyla bir bağ var aramızda; adına akrabalık* denen! ama artık sadece akrabalık denen bir bağ..en azından benim dünyamda!
kuzen sevgisini daha geçen gün düğünde ilk defa tattığımı söylemiştim sizlere, o kadar farklı geliyor ki samimi akraba ilişkisinin bir yerlerde olabilceği! cok yabancı..
üzülüyor insan bir yerd!e nerden nasıl bu hale düştük biz diye, ama hayıflanmak sonucu değiştirmiyor!
ben artık bayramlarda" kim ne kadar kilo almış?, hala benden güzel mi?, falanın şununu şurda şununla görmüşler geçen!,onun dersleri cok iyi kıskanıyorum; ben niye yapamıyorum?, benim o tarz giyinmem gerek artık!" cı zihniyetler görmek istemiyorum etrafımda bayramlarda seyranlarda! gerçekten günlerdir görmemiş olmanın verdiği özlemle birbirine sarılan insanlar, birbirlerine bir şey ikram ederken, içinden bir parça ikram eder gibi gülümseyen insanlar olsun istiyorum etrafımda!
çok mu şey istiyorum acaba!
çok mu zor şeyler bunlar da ben bulamıyorum hiç!
bilmiyorum..her neyse sonuçta bu bayramda bunlarla dolu geçicek ve ben yine içten içe kırılıp üzülüp sevimlice etrafıma yalandan gülümseyeceğim!
klasik ama gerçek bir cümle:)
evet bugün bayram ve ben her zamanki gibi erken kalkamadım! erkeklere hep bu konuda üzülürüm bayram namazıydı falan zor işler bunlar:/
bayramlar seviyorum bir yerde; bir şekilde napıp ne edip bir haftaya tamamlanan tatillerle geri dönüyor bana bu dini kutlama! tıp öğrencisine daha hoş ne hediye edilebilir ki! kucak dolusu bayram harçlığı almışım gibi hissettiriyor bana sabahlara kadar nette sabahlayıp akşama kadar uyumak:) yapılan pastalar gidilen yerlerdeki ikramlarda cabası! seratonin miktarım peak yapıyor vücüdumda adeta(:
diğer taraftan bayramları sevmiyorum da bir yerde! evet tatil, ama akrabalarla buluşmak; samimiyetden uzak, yapmacık sevimlilikler yapmalarını izlemek ve aynı şekilde yapmacık olduklarının farkında değilmiş gibi cevap vermek çok zoruma gidiyor!
sene boyunca bir kez bile işi düşmeden aramayan bu insanların, gelip 'çok seviyoruz biz seni' havasında takılmasına dayanamıyorum! evet! her insan yalan söyler ama söyler sadece, davranışlarda hala samimiyet kalmalı insanlarda! söylencekse de bu nalet şey sadece cümlede kalabilmeli mimiklere yansımamalı! samimiyet denen şey bozulmamalı, yapmacıklık kuklalara mahsus kalmalı, insanlara sıçramamalı!
"aa niye ole diosun dayın,amcan,yengen...vb'n senin onlar!" diyorsanız içinizden; evet annemin veya babamın bilmem neyi olmaları dolayısıyla bir bağ var aramızda; adına akrabalık* denen! ama artık sadece akrabalık denen bir bağ..en azından benim dünyamda!
kuzen sevgisini daha geçen gün düğünde ilk defa tattığımı söylemiştim sizlere, o kadar farklı geliyor ki samimi akraba ilişkisinin bir yerlerde olabilceği! cok yabancı..
üzülüyor insan bir yerd!e nerden nasıl bu hale düştük biz diye, ama hayıflanmak sonucu değiştirmiyor!
ben artık bayramlarda" kim ne kadar kilo almış?, hala benden güzel mi?, falanın şununu şurda şununla görmüşler geçen!,onun dersleri cok iyi kıskanıyorum; ben niye yapamıyorum?, benim o tarz giyinmem gerek artık!" cı zihniyetler görmek istemiyorum etrafımda bayramlarda seyranlarda! gerçekten günlerdir görmemiş olmanın verdiği özlemle birbirine sarılan insanlar, birbirlerine bir şey ikram ederken, içinden bir parça ikram eder gibi gülümseyen insanlar olsun istiyorum etrafımda!
çok mu şey istiyorum acaba!
çok mu zor şeyler bunlar da ben bulamıyorum hiç!
bilmiyorum..her neyse sonuçta bu bayramda bunlarla dolu geçicek ve ben yine içten içe kırılıp üzülüp sevimlice etrafıma yalandan gülümseyeceğim!
12 Kasım 2010 Cuma
Seninki kaç santim? - Greenpeace
Seninki kaç santim? - Greenpeace
bir yerden başlamak gerek!
bir yerden başlamak gerek!
10 Kasım 2010 Çarşamba
umut etmek istemiyorum!
doğduk, yaşıyoruz sonunda ölcez!
evet hayat bunun adı...aklımızda bir sürü yaşanmışlık bir sürü silinmeyen iz!
tecrübe! alınan ders mi tekrarlanmış hatalar mı?
peki ya yönlendiren ne bütün bunları?
dedilerki herkes kendi yolunu kendi çizer..evet kader diye bir şey var ama sadece anahatları belirleyen ilahi bir inançtan öte değil!
yaptıklarımda, seçimlerimde beni etkileyen ne?
mantık mı? duygularım mı?
kalbimin sesini dinlemem mi onu susturmam mı?
hala umudum var bazı şeylerin eskisi kadar güzel olabileceğine..kasedin geri sarılabileceğine..varmış daha doğrusu! olmaması gereken kısacası gereksiz umutlar!
evet hala döneceğine inanıyormuşum farkettim bunu! bir şeylerin ona kendimi hatırlatacağına en sonunda kıyamayacağına eskisi gibi olacağımıza dair umudum varmış!
olmaması gereken bu umudu nasıl atabilirim içimden! bu konuda nasıl umutsuz kalabilirim acaba? bu sorunun cevabını verebilcek olan var mı?
her zaman umut etmemek inanmamak gerekiyor demekki ve ben bunu da yaşayarak görüyorum! bir adım daha yaklaştım büyümeye, bir şey daha öğrendim, ama o kadar!
napmam gerektiğini bulamıyorum! kendimi olmasını istediğim şeylere inanmaktan alıkoyamıyorum. acı verdiğinde sızladığında hatırlıyorum bir yerde bir şeyin yanlış olabileceğini, ama bunu unutup tekrar inanmaya devam ediyorum...
olmıcak hiçbir zaman diye bağırıyorum kendime bu aralar! çıkar aklından bitti, o sayfada satır kalmadı artık! yeni bir deftere başlaman gerek diye...ama elimden silgiyi atamıyorum..
hepsinin temelinde onunda benim gibi olduğunu düşünmem yatıyor belki de..onun da özlediğine onun da benim gibi arada delirdiğine ve sonunda benim gibi dayanamayacağını düşündüğüm için oluyor tüm bunlar!
umut etmek istemiyorum ama nasıl umut etmeyeceğimi bilmiyorum! tecrübeyse çabuk gelsin ve öğretsin bana çünkü dayanamıyorum!
evet hayat bunun adı...aklımızda bir sürü yaşanmışlık bir sürü silinmeyen iz!
tecrübe! alınan ders mi tekrarlanmış hatalar mı?
peki ya yönlendiren ne bütün bunları?
dedilerki herkes kendi yolunu kendi çizer..evet kader diye bir şey var ama sadece anahatları belirleyen ilahi bir inançtan öte değil!
yaptıklarımda, seçimlerimde beni etkileyen ne?
mantık mı? duygularım mı?
kalbimin sesini dinlemem mi onu susturmam mı?
hala umudum var bazı şeylerin eskisi kadar güzel olabileceğine..kasedin geri sarılabileceğine..varmış daha doğrusu! olmaması gereken kısacası gereksiz umutlar!
evet hala döneceğine inanıyormuşum farkettim bunu! bir şeylerin ona kendimi hatırlatacağına en sonunda kıyamayacağına eskisi gibi olacağımıza dair umudum varmış!
olmaması gereken bu umudu nasıl atabilirim içimden! bu konuda nasıl umutsuz kalabilirim acaba? bu sorunun cevabını verebilcek olan var mı?
her zaman umut etmemek inanmamak gerekiyor demekki ve ben bunu da yaşayarak görüyorum! bir adım daha yaklaştım büyümeye, bir şey daha öğrendim, ama o kadar!
napmam gerektiğini bulamıyorum! kendimi olmasını istediğim şeylere inanmaktan alıkoyamıyorum. acı verdiğinde sızladığında hatırlıyorum bir yerde bir şeyin yanlış olabileceğini, ama bunu unutup tekrar inanmaya devam ediyorum...
olmıcak hiçbir zaman diye bağırıyorum kendime bu aralar! çıkar aklından bitti, o sayfada satır kalmadı artık! yeni bir deftere başlaman gerek diye...ama elimden silgiyi atamıyorum..
hepsinin temelinde onunda benim gibi olduğunu düşünmem yatıyor belki de..onun da özlediğine onun da benim gibi arada delirdiğine ve sonunda benim gibi dayanamayacağını düşündüğüm için oluyor tüm bunlar!
umut etmek istemiyorum ama nasıl umut etmeyeceğimi bilmiyorum! tecrübeyse çabuk gelsin ve öğretsin bana çünkü dayanamıyorum!
31 Ekim 2010 Pazar
gel de delirme!
gecenin bir vakti, telefonunuz sizin tarafınızdan ayarlanmış olan, size göre en harika melodi ile ( eğer telefon modeli uygun olmayan varsa alınmasın nokia'nın harika tınısı herşeye değer ve hep değecek, adı üstünde klasik:D) çınladığında; hafif uyku sersemliğinin verdiği sinirli görünümün altındaki "beni gecenin bu vakti kim arar ayh!" ve "ne hoş birileri beni gece arıyor!" karışımı düşünceyle kalkıp telefona baktığınızda 9333 in sizi aradığını görmekten daha vahim ne olabilir acaba??
ya da ikindi sularında sevgiliniz, kankanız ve binimun türevlerinden yani sizin için değerli herhangi birisi ile aranızda bir husumet geçmiş veya geçmesi bir telefona bağlıyken telefonunuzdan o klasik mesaj sesi (ki o dıı dıt dıı dııt şeklinde genelde) geldiğinde heyecanla tuş kilidini açmanız, hatta hızlı olayım derken varsa eğer; güvenlik kodunu yalnış girmeniz, adrenalin ve seratoninin tavan yapması ve bu harika anın; mesajın gönderen kısmında yazanın "avea bi'dünya" veya "3900" olduğunu farkettiğiniz anda, ellerinizden kayıp bir daha yaşanamıcak bir an olması, dramatik ve travmatik ötesi değil midir?
'aa! telefonum titriyor sonunda bana da mesaj gelmiş!' diyerek gençlik heyecanına kapılıp telefonun başına gidip "aa:( aveadan ringa kampanyası mesajı:(" demek yürekler acısı değil de nedir?
ben söylimm; hiçbir şeydir!!
bu konuda hemfikir olduğumuza eminim!
hayır! avea; amacın bizlere kampanyaları bildirmekse bile, duygularımızla oynamadan bu yapılamaz mı? günde 39 kere mesaj göndererek, üstüne üstlük her türlü kontör alım -atım -kullanım durumları sonrasında 9333 ün telefon sapığı moduna düşmesi insanlık içi bir durum mu şimdi? bir süre sonra her telefon ötüşünde "aman beni kim arar ki/bana kim msj atar ki kesin aveadır" diye düşünmemize sebep olmak çok mu matah bir şey??
bence değil.. hiç mi korkmuyorsun insan hakları mahkemesine "gece uyutmuyor, sabah da duygularımızla oynuyor, sapığımız oldu valla hakim bey!" cümleleri ile dayanan bir topluluktan...
belli ki korkmuyorsun ..
ben sana söyleyeyim insanlar artık "avea sapığım oldu; ben telefonlara bakmaktan bıktım, o aramaktan bıkmadı..aveayla çıkcam artık o olcak!" cümlelerini dillerinden düşürmüyor..nerde kaldı senin artık maalesef yerlerde olan karizman..
benden sana kullanıcı ve halktan bir ses olarak tavsiye; gel biraz cool ol hacı! ne bilim işte kontör yüklemeden yüklemeye olsun ringa değişimlerinden iptal görüşmelerine olsun, biraz arat canım kendini, bu kadar da olmaz ki:)
ne demişler kaçan kovalanır tatlım;)
NOT: 9333 ün psikolojime yaptıklarından bahsetmeye halim bile yok. bildiğin modern felaket tellalı. iki gündür abuk subuk saatlerde gönderdiği mesajlarla uykumun içine ettiği yetmezmiş gibi, "30 gündür doya doya mesajlaştınız, tekrar bu hizmetten yararlanmak için bu mesajı 5yuz ya da 5bin yazarak cevaplayınız" mesajıyla da asabımı bozdu. en ağır yerimden vurdu zira. bir öğrencinin mesaj hakkı bittiyse, iletişimi bitmiştir demektir. bi de "doya doya mesajlaştınız" demez mi? ne biliyorsun arkadaşım doya doya mesajlaştığımı..."neyse beterin beteri var, buna da sükür. uyumaya devam edeyim" derken bi mesaj daha. " sayın abonemiz, arama yapmaya ve servislerimizden yararlanmaya devam etmeniz için 1 ay içinde kontör yüklemeniz gerekmektedir"... evlat acısı gibi...
bir de geri zekalı yerine koymaz mı insanı! bir mesajı bir kere gönderince de anlayabiliyorum ben, teşekkür ederim. haspinallah!
not dedim içimi döktüm ama doldum taştım bildiğiniz gibi değil yahu!! oh be!
herkes görmeli güneşi!
gözleriniz alışır yokluğa, kulaklarınız da elleriniz de..
her tarafta muhtaç olunan şey veya şeyler beklenir o zamanlarda; gözler ışığı, kulaklar duymak istenilen sesi, ellerde dokunulcak bir teni belki..
en dayanılmazı gözlere olandır oysaki, en acı vereni; ama karanlıktır bir kere ve gözbebekleriniz o kadar büyümüştür ki ışık görememekten sanki bir daha küçülemeyecek gibi gelir size. farkedemeyecek sanki artık ışığı...
sabah kalktığınızda o tatlı uykuya rağmen gözlerinizi aralarsınız ya mahmur bir şekilde; o kısacık aralıktan doluverir ya ışık gözbebeklerinizden içinize; işte o duyguyu özleyecek olmanızdır bundan sonra çekilmez olanı..
bir yerlerde güneşin olduğunu hep bilirsiniz, hissedersiniz ama duyamazsınız, dokunamazsınız ona. ki yapabilseydiniz de ne duymak ne dokunmak yetmeyecektir; görmeyi yine de isteyeceksinizdir. güneş görülerek hissedilmek için vardır sizin dünyanızda. evet arada sıcaklığı ısıtır üşüyen teninizi ama, karanlıkta ısıtan bir güneşin farkı kalmaz kışları sizi ısıtanlardan..
peki artık göremeyenlere rağmen, kadir kıymet bilip görmek istemeyenler, karanlığa gömülmekten ışığa bakmayanlar!! evet size söylüyorum: tüm bunlara sırtını dönmeye devam mı edeceksiniz değişemez misiniz yani?
karanlıklar yeniden aydınlık gelemez mi size? sizin dünyanızda beyazla siyah yer değiştiremez mi? ay karanlık, gökyüzü aydınlık gelemez mi geceleri? gecenin karanlığına inat, kuşluk vaktinin o tertemiz güneşinde uyanık olamaz mı benliğiniz? isteyemez misiniz ya da istemez misiniz değişime güneşi görmekle başlamayı?
herkes istemeli bence..herkes değişmeli, herkes güneşi görmeli..herkes gözlerinin ferleri yerine gelsin diye çakmalı kibritlerini, sigaranın solmuş bedenlerine girmesi için değil..
başını göğe kaldırdığında gözlerini kamaştıran o ışığın renginin sarının hangi tonu olduğunu hayal ederek ısıtmalı içini..sabahın ayazında seni ısıtan şeyin sırtındaki paltondan, boynundaki atkıdan çok doyumsuz enerjisiyle güneş olduğunu bilmeli ve doyurmalı gözlerini o muhteşem ışığına, sonra da dönüp beklemeli bir daha ışığa doycağı başka bir sabahı..
bir yerden başlamalı insan güneşi görmeye, en çok da değişmeye..
her tarafta muhtaç olunan şey veya şeyler beklenir o zamanlarda; gözler ışığı, kulaklar duymak istenilen sesi, ellerde dokunulcak bir teni belki..
en dayanılmazı gözlere olandır oysaki, en acı vereni; ama karanlıktır bir kere ve gözbebekleriniz o kadar büyümüştür ki ışık görememekten sanki bir daha küçülemeyecek gibi gelir size. farkedemeyecek sanki artık ışığı...
sabah kalktığınızda o tatlı uykuya rağmen gözlerinizi aralarsınız ya mahmur bir şekilde; o kısacık aralıktan doluverir ya ışık gözbebeklerinizden içinize; işte o duyguyu özleyecek olmanızdır bundan sonra çekilmez olanı..
bir yerlerde güneşin olduğunu hep bilirsiniz, hissedersiniz ama duyamazsınız, dokunamazsınız ona. ki yapabilseydiniz de ne duymak ne dokunmak yetmeyecektir; görmeyi yine de isteyeceksinizdir. güneş görülerek hissedilmek için vardır sizin dünyanızda. evet arada sıcaklığı ısıtır üşüyen teninizi ama, karanlıkta ısıtan bir güneşin farkı kalmaz kışları sizi ısıtanlardan..
peki artık göremeyenlere rağmen, kadir kıymet bilip görmek istemeyenler, karanlığa gömülmekten ışığa bakmayanlar!! evet size söylüyorum: tüm bunlara sırtını dönmeye devam mı edeceksiniz değişemez misiniz yani?
karanlıklar yeniden aydınlık gelemez mi size? sizin dünyanızda beyazla siyah yer değiştiremez mi? ay karanlık, gökyüzü aydınlık gelemez mi geceleri? gecenin karanlığına inat, kuşluk vaktinin o tertemiz güneşinde uyanık olamaz mı benliğiniz? isteyemez misiniz ya da istemez misiniz değişime güneşi görmekle başlamayı?
herkes istemeli bence..herkes değişmeli, herkes güneşi görmeli..herkes gözlerinin ferleri yerine gelsin diye çakmalı kibritlerini, sigaranın solmuş bedenlerine girmesi için değil..
başını göğe kaldırdığında gözlerini kamaştıran o ışığın renginin sarının hangi tonu olduğunu hayal ederek ısıtmalı içini..sabahın ayazında seni ısıtan şeyin sırtındaki paltondan, boynundaki atkıdan çok doyumsuz enerjisiyle güneş olduğunu bilmeli ve doyurmalı gözlerini o muhteşem ışığına, sonra da dönüp beklemeli bir daha ışığa doycağı başka bir sabahı..
bir yerden başlamalı insan güneşi görmeye, en çok da değişmeye..
zaman her şeyi çözer şu beklemek olmasa(:
her sabah aynı tarafından kalkıyorum yatagımın..alışkanlık işte demek isterdim ama değil..
kalktığımda buz gibi suyu yüzüme vuruyorum hala! aslında uyanmak istemiyorum; uyumadan önce düşündüğüm son şeylere dönmek işkence gibi geliyor çünkü..yani sana..her gece gözkapaklarım uykuya yenik düşene kadar akan gözyaşlarıma sebep olan sana..
suyla yenilenmiş cildimle bakıyorum kendime aynada, belki boş belki dolu bakıyorum aynaya ne haldeyim bu ben miyim diye! aklımdakiler suyun yüzüme çarpması kadar sert, gene başlıyor çatışmaya beynimde, öyle bir gerilim oluyor ki etkisi gözlerimde beliriveriyor hemen; bir kaç damla yaş..tıpkı uyumadan önce belirdiği gibi; ama daha güçlü..
okula gidiyorum insanlara selam veriyorum, sürekli birşeyler konuşuluyor ama ben anlamıyorum, duymuyorum ki hiçbirini duyamıyorum ki anlayayım..gözlerimdeki bakışların donukluğu insanlara neden böylesin dedirttiğinden suratıma nazikçe bir gülümseme de koyuyorum.(: arada kullanıyorum bu iki nokta ve parantezi ki dinlemediğimi, duyamadığımı anlamasınlar diye..
avutuyorum her gün, her saat, her dakika kendimi. inandırmaya çalışıyorum bir şeylerin artık olmadığına hatta hiçbir zaman olamadığına ve benim buna dayanabileceğime zamanın geçeceğine, yavaş da olsa her şeyi eskisinden daha güzel yapabileceğine..diyorum her şey güzel olacak diye içimdeki isyankarlara; ama yine yatağa girdiğimde, kafamı koyduğumda ıslanıyor yastığım..
bağıra bağıra şarkı söylüyorum içimden, beynimde haykıran seni duymamak için, naralar atıyorum her gördüğüm golün sevincine niyet, geziyorum köşe bucak seni görmemek için etrafımda, gezdiğim yerlerde yeni insanlarla tanışıyorum ki bir sen daha bulabileyim içlerinden birinde ya da seni unutturacak birisini, kahkahalar atıyorum en ufak espride senin için düşürdüğüm gözyaşlarına nispet olsun diye..yapıyorum işte bir şeyler.. kendimce bir şeyler.. öylesine..
bütün bunlara rağmen içimde sana hayran olan beni engelleyen, beynimde senin için haykıranlara inat bağıran tek şeyse; "incinmemiş gururum"
her seferinde dayan diyorum ona, dayan ki yenilmeyeyim..
dizlerim titremiyor değil arada, ya da gözlerim kararmıyor, ellerim de boşlukta kalıyor bazen..ama kısa sürüyor artık, her zamankinden kısa; arada seni görünce sıklaşıyor, ama geçiyor yine sonunda..
ama yinede içimdeki o saf, bir o kadar tükenmeyen özleme inat; içimdeki sencili öldürüp, bencili yaşatıyorum..çünkü ben artık, senle olan benden daha güçlü olmalıyım..
biliyorum ben bunu yapabilirim, daha önce de yaptım! yine yapacağım!..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





















