andığım aşklar oluyor.
sartre & beuvoir
medea & iason
henry miller & anais nin
sylvia plath & ted hudges
kafka & milena
mirabeu & sophie...
geliyorum, yerleşiyorum, git diyor! gitmiyorum, gencim..
genç bitiyor, geçiyor, gidiyor!
tango yapıyorum. kırmızı elbisem var. ışıklar da kırmızı. müzik de. ayakkabılarım topuklu. terliyorum. kalbim güm güm atınca...
hazal yılmaz'dan "lawrance block" okuyorum: "işim oldukça kolay. erkekleri baştan çıkarmak için kadın poposu göstermek yeterli. yuvarlak kıvrımlar onları tahrik eder.....bu yüzden on altı yaşlarımda kendimden olgun bir kadını gördüğümde vücüdumda olan değişiklikleri anımsıyorum. kadınlar konusunda erotik öyküler yazmak daha kolay. onları etkileyen iki şey var; şehvetli kelimeler ve bir erkeğin kendileri yüzünden dönüştükleri nesne! bir jartiyer, dudaklara kırmızı bir dokunuş, sivri topuklu ayakkabılar. seks bittiğinde istedikleri ağlama krizlerinde yanlarında olacak bir adam, bir de güzel yemek.."
kaçıyorum...
tek kolum olmadan yaşayabiliyorum. bacaklarım olmadan da. hatta böbreğimi bağışlayıp yine yaşayabiliyorum. bir tek organım var, o olmadan yaşayamıyorum..yüreğim!
tomris uyar okuyorum: "evliler devlet denetiminde evsizler bekçi denetiminde sevişmeye çalışıyorlar.."
çimenlerdeyim. üstündeyim. ıslanıyor. çimenler ıslanıyor. iniyorum. gülümsüyor. yukarıdaki aya. gidiyorum. terk ediyorum. terk edildiğinde aşık oluyor. çimenler deliriyor. pembeleşiyor!
şükran moral'ın "aşk ve şiddet" başlıklı sergisine zar zor da olsa gidebiliyorum. silahını bana doğrultmuş. flu. içeride iskelet kız ve annesi yemek yiyor. masada bıçaklar yılanlar ve baltalar var. kanlı bir vajina fotoğrafı asmışlar duvara. kan sanki gerçek kan değil de boya gibi.
sonra eve gelip netten şükran moral'ın bir röportajını okuyorum: "ben namusun erkeğin egemenliğinde olduğu, kızlık zarının çok kıymetli olduğu, kadının bir mal gibi göründüğü bir yerden geliyorum. sınıfta ders dinlerken bütün kızlar toplanıp bekaret testine götürüldüğümü hatırlıyorum. bunları yaşadıktan sonra başka ne anlatabilirsin?"
yaşı on iki tokmı alıyor. saçımı çekiyor. üstümden atlıyor. çığlık atıyorum. tokamı sınıfımızdaki çöp tenekesine atıyor. gidip alıyorum. yanaklarım kızarıyor.
osho okuyorum:"polisler sevgililer arasına giriyor, yargıç sevgililer arasına giriyor. bu da yetmezse bu sefer de toplum tanrı adına senin icabına bakacak bir süper polis yaratıyor."
tenimi mıncıklıyorum. dizlerimi kanatıyorum dans ederken. bir şeyler yudumluyorum. ayaklarıma masaj yapıyor. ojelerim siyah rujum yine kırmızı. saçlarım uçuşuyor. dans sıcaklaştırıyor bedenimi. bir oda dolusu kemik yığını buluyorum. birleştiriyorum. ete bürünüyorum. duy beni clarissa p. estes. etrafımı sarıyorlar. dudaklarımı ısırıyorum. yine de doyamıyorum...
ben aşk kadınıyım!
kıskanç!!!
camus okuyorum:"yaşamını sürdürmek isteyen her insan, sevdiği kişilerin ya kısırlaşmasını ya da ölmesini temenni eder."
kendime kavuşabilsem, kendime mektup yazar mıyım hiç??
sartre ve jerome-antonie rony okuyunca anlıyorum:
"sahiplenme arzusu var olma arzusuna dayanıyor. sınırsız bir özgürlük hissettiğim halde, bana bakan, beni tanımlayan, beni eşyaya dönüştüren bir başkası var. aşk başkası tarafından bana yapılan tehdide karşı saldırgan yanıt biçimlerinden biri."
aşk bir savaş. "ben" bir savaşçı!
kıskanç bir savaşçı!!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder