hiç sevmedim sessizliği! ellerim hiç ısınamadı benim. hiç bakılmayan aynalar buldum; tek tek örttüm üstlerini. kimsesizlik, tercih meselesi haline geldi; her şey asılı kaldı yalnızlıkta! ve "şimdi ben kimle(rle)yim?" ile başladım; sonu gelmeyen cümleler kurmaya... abajurumun altında güneşin izleri var.hiç çıkmasın isterim! -randomness-
26 Ekim 2010 Salı
hangi yalnızlık acı?
"yalnızlık nedir?" diye sordu çocuk
gülümsedi kadın
"memeden kestiğimde seni; içimde doğan boşluk gibidir." dedi.
"kokundan uzak kaldığım an gibi mi?" dedi çocuk
"ses sağanağında tek bir tınının değmemesi gibi,
düşsüz uyku gibi,
renksiz düş gibi,
çocuksuz ana kucağı gibi" dedi kadın...
ufak bir alıntı yaptığım bu şiiri okudğumda, insanın en köklü sorunlarından biri olan yalnızlığın neden aşk acısıyla ve yetişkinlikle es tutulduğunu düşündüm epeyce..yalnızlık ne zaman başlıyor? nerede bitiyordu?
zamanı, cinsiyeti var mıydı?
kimden öğreniyorduk ya da kim "yalnız değilsin" dediğinde ona inanıyorduk.
yoksa "yalnızlıktan kurtuluş" bir inançtan öteye geçemiyor muydu???
benim yalnızlığım ilişki yokluğundan ibaret..birinde yankı bulamamaktan...etrafımı saran kocaman boğluğun içinde sesimi duyurmaya çalışmaktan ibaret!
istenilmeyen bir deneyim benim için!
bütün bu tanımlamalarıma rağmen biliyorum ki yalnızlık bütün insanlar için evrensel bir terim, ancak her yaşayana öznel, asla biri diğerine benzemez;
yalnızlığı yaşayan her insan kadar yalnızlık tarifi ve acısı vardır tahminimce.
her insanı geçtim de çocuklarla yaşlıların yalnızlığı aynı gelir bana hep!
sadece sevilmek değer verilmek isterleré tüm istedikleri bu kadarcıktan ibaretdir.
o yüzden hep derim ki çocukluk ve yaşlılık yalnızlığı en saf ama en acı olan yalnızlıktır!!
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder