bir varmış bir yokmuş!
bir küçücük(inanmassınız küçücük:p) kız varmış, severmiş insanları, umursarmış ona ait olan dünyayı...sabahları uyandığında güneşe yüzünü çevirmeyenlerden, bir küçük milkinis sayesinde portakal dilimi şeklinde gülebilenlerdenmiş!
mutlu olmak için yaşarmış ammaaa, incir çekirdeğini doldurmayacak şeylerı kafasında büyütür dert edermiş ya kendine; zor gelirmiş mutlu olmak, nimet gelirmiş! ekmek gibi su gibi...
gel zaman gitmicek olmıcak şekilde derler ya öyle ilginç tesadfülerle hayat kendisine çok benzediğini düşündüğü bir arkadaş armağan etmiş, o kadar ben geşmiş ki bu yeni gelen arkadaş çok sevmiş
ona 29 harfle anlatılmıcak gelen şeyleri betimlemiş ona, küçücük bedeninde taşıdığı kocaman kalbini göstermiş bak burda ne varmış diyerek! çok sevmiş dedik işte...
eveeet burda gökten üç elma düşmüş demeyi ne kadar isterdim bilemezsiniz. ama öğrendim ki başa öyle her masalda elma düşmezmiş:) aaa hemen üzülmeyin canııım! bakınız newton gibi büyük bir insanın başına düştü de ne oldu o naleet huysuz elma! yıllardır fizikten çekiyor öğrenci milleti:)
neyse; gökten elma melma düşmemiş işte, ondan sonracığıma; arkadaşını ne kadar sevdiyse, o kadar görmemiş kusurlarını, ne kadar kalbini ellerine emanet ettiyse o kadar büyütmüş güzelliklerini gözünde! gözünün içinde iki parıltı görür olmuş titreyen(bkz.şeker kız candy:p). hayatında milkinisini paylaşabileceği biri olmuş artık...
günler geçtikçe, kendini sevdirmek için uğraştıkça, inandırmış kendini sevildiğine...(kim bilir belki de sevilmiştir, kimin içini görebildik ki şu fani dünyada) tam mutlu oldum benim de tanrının vermeyi unuttuğu cinsten bir arkadaşım var derken, tokat yemeye başlamış hayattan, arkadaşından! hayatın sillesini kabullenebilmiş de arkadaşının ki ağır gelmiş omuzlarına. içindeki bukalemun en çok arkadaşının derdinin rengini alırken, arkadaşı bunu görememiş çünkü, yanlış anlamış her şeyi. akıntı olduğunu bilmeden dalmış bizim kız suya, yüzmüş yüzmüş akıntıya rağmen arkadaşına ulaşabilmek için, her yeni nefeste yeni bir kulaç atmış! ama olmamış, tokatların ardı arkası kesilmemiş. yanakları değilmiş acıyan...yanakları kadar kolay iyileşemicek bir yerlerde bir şeyler kırılıyormuş!
gün gelmiş, kendini arkadaşının yanında prenses gibi hisseden kızımız, hamam böceği oluvermiş yanında, öyle hissetmiş yani! daha değersiz olamazmış çünkü! inanmamış önce içindeki sese, o benim kardeşim beni seviyor sadece yapısı böyle gösteremiyor demiş, ama yememiş. kendini ona güzel gelene inandırdıkça, yaralar genişlemiş, kapanmaz olmuş! taa ki nefes alamayıp oksijensizlikten beyni yanana kadar..
önce pamuk dolmuş ciğerlerine sonra şakaklarında hissetmiş yanmayı, sonrasını hatırlayamamış zaten! bayılmış! kendine geldiğinde farketmiş kendinden ne kadar vazgeçtiğini, arkadaşı için ne kadar oncul*laştığını. o an yorulduğunu, artık bir şeyleri düzeltmekten bıktığını, karşısındakinin hiçbir zaman ona inanmadığını, ne kadar çabalarsa çabalasın işe yaramadığını anlamış. pes etmiş; kendini suya bırakmış, akıntı onu kıyıya getirir ümidiyle...kızımış varmış kıyıya!
duydum ki hala buruk, hala kırgın, hala boşluklar var ona ait olan dünyada, ama kararlı nefesinden vazgeçmicek kadar bağlanmıcakmış artık!
kardeşine yani kardeş gibi gördüğü arkadaşına ne mi nolmuş! hiçbir zaman onu anlayamıcak olması dışında elimizde bilgi yok. umarım mutludur, kızımızın onu mutlu edemediği kadar mutlu edecek birilerini bulmuştur veya bulacaktır hayatta!
-SON-
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder